Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Zamir 3- Erhan Çipa

  Işın Güner Tuzcular   Hanım anlatmaya, ben kendi masamda okumaya devam ediyorum ancak   Solmaz Mutlu   Hanım “kitabın kendisine çok sert geldiğini” söyleyip okumayı sonlandırdığını bildirdiğinde ben de okumaya ara veriyorum doğal olarak. Fikriye Er  Hanım her zaman ki cesur tavrıyla –kitabı okumamış ama-bana da cesaret veriyor, TV Haberlerini bile izlemeye kalbi dayanamayan biri olarak pimi çekilmiş şarapnel parçalarının paramparça yaptığı küçük çocuğun darmadağın olan yüzünün anlatıldığı bölümü geçip, 2.bölümde Hakan  Günday ’ın Ameliyatı yapan Kuzeyli cerrahın cenazesinde bizim toplumu da işin içine kattığı bölüme geçiyoruz. Türkiye de ne zaman konu sıkıntısı çekilse Kuzey İnsanının Depresif ve intihara meyilli olduğu gazetelere basılır, ‘Stockholm Sendromu’ yerli yersiz geçer kayıtlara. Işın Hanım görüş bildiren bir üyenin yorumuna ‘Acaba?’ diyerek daha geniş açıdan bakmamızı istiyor, kafelerde gündüz vakti toplanıp –hayat pahalılığına karşı meydanlard...

Zamir 2 - Erhan Çıpa

  OKUNAN KİTABIN SONU YAKLAŞIRKEN YAVAŞLAMAK “ Yaşamak için yavaşlamak gerek”  demiş Kafka MEKTUP AMA NE YAZIP, KİME GÖNDERMELİYİM? Elimde okuduğum son kitap bitmeden bir diğerine geçtiğim, masanın üzerinde dört beş kitap bulundurduğum çok olmuştur ancak Işın Güner Tuzcular ve kitap kurdu arkadaşlarının okuma ve yazma hızına yetişmek handiyse imkânsız. Bu ve benzeri soruların yanıtlarını bulabilmek için uğradığım Bilgi Kırtasiye Şükran Soner’in “Tito’nun Çocukları” kitabının fotokopi kayıtlarını silmiş. Mehmet Akkaya tuğla kalınlığındaki kitabı da Erdinç ağabeye gitmiş diye düşünün. Yazmak ve okumak arasındaki tercihim –hiç kimse kusura bakmasın ama-kâğıt ve kalemin sevişmesinden yana olunca ‘O Piti Piti Karemele Sepeti’ yöntemine başvuruyorum. Hoca’nım “ben de Bakırköy yönüne gidiyorum” deyince Eyup Buyukbostanci 'nin şiir kitabı üzerinden duygu sömürüsü yapmak istiyorum; ”Sırası mı şimdi sensiz olmanın?” demişim. Gülüyor haklı olarak. “Getir-Götür İsmail” kimliğinde olmalıyı...

Zamir Toplantısı - Erhan Çıpa

  Sevgili   Neslihan arkadaşlarımın kitap kulübü için buluştukları mekânın ismi ‘İstanbul Sanat Kafe’ Onların yöntemlerini sana aktarmak için çıktığım bu yolculukta üst üte tesadüfler gelişiyor, sokağın adı “ Mektupçu Sokağı ” olduğundan anlatım dili olarak bu yönteme başvuruyorum. Yine tesadüf olarak sizin tartıştığınız Hakan  Günday’ ın ZAMİR kitabını seçmişler,-önce izin isteyip-kenara ilişiyorum. Erdinç ağabeyimin geçmiş zamanda doğum günümde bana hediye ettiği  Hakan Günday  kitabının-ismini bile unuttum-kapağını dahi açmadığım için suçluluk duyuyorum. Sağ olsun bir arkadaş kendi kitabını veriyor, ben kitabın sayfaları arasında gezinirken yanıma yanaşan kedicikle farklı türden duygular yaşamaya başlıyorum. Hakan Günday  sinema sanatına olan özel ilgisiyle, -belki de dizi senaryosu yazdığından- kitaba öylesi bir hızlı giriş yapıyor ki ilk sayfaları okuyan birinin kitabı elinden bırakması imkânsız. Işın Hanım -önceden sorduğum soruya karşılık olarak-“Biz...