Ana içeriğe atla

Zamir 3- Erhan Çipa


 Işın Güner Tuzcular Hanım anlatmaya, ben kendi masamda okumaya devam ediyorum ancak Solmaz Mutlu Hanım “kitabın kendisine çok sert geldiğini” söyleyip okumayı sonlandırdığını bildirdiğinde ben de okumaya ara veriyorum doğal olarak.

Fikriye Er Hanım her zaman ki cesur tavrıyla –kitabı okumamış ama-bana da cesaret veriyor, TV Haberlerini bile izlemeye kalbi dayanamayan biri olarak pimi çekilmiş şarapnel parçalarının paramparça yaptığı küçük çocuğun darmadağın olan yüzünün anlatıldığı bölümü geçip, 2.bölümde Hakan Günday’ın Ameliyatı yapan Kuzeyli cerrahın cenazesinde bizim toplumu da işin içine kattığı bölüme geçiyoruz.
Türkiye de ne zaman konu sıkıntısı çekilse Kuzey İnsanının Depresif ve intihara meyilli olduğu gazetelere basılır, ‘Stockholm Sendromu’ yerli yersiz geçer kayıtlara.
Işın Hanım görüş bildiren bir üyenin yorumuna ‘Acaba?’ diyerek daha geniş açıdan bakmamızı istiyor, kafelerde gündüz vakti toplanıp –hayat pahalılığına karşı meydanlarda toplanıp eyleme geçmesi gerekirken-Kafe ortamında kitap tartışması yapan bizim kadınlarımızı, anamızı avradımız yârimizi…
Yok, bu olmadı.
Ya geçen gün Taşlık Sahaf’ta dinlediğimiz Marksizm sunumu etkiledi ya da Fikri’ye hanımın cesur tavırları dolmuşa getirdi.
İçinde bulunduğumuz durum da bir tür Stockholm Sendromu olabilir elbette.
Aslında ben de Işın Hanım kadar ‘acaba’ları olan biriyim, Solmaz Mutlu kadar hassas bir yapıya sahibim.
Şairin dediği gibi “bedenimde değil, ruhumda sızı.”
Sakinleşebilmek adına ıhlamur söylemişim o an da…
Bol tüylü, yumuşak tabiatlı kedicik de yanımda olunca Yugoslavya zamanı Prizren kasabasından Balat’a gelen akrabalarımızı düşünüyorum bir süre.
Romanda yer alan Suriyeliler kadar olmasa da kırık lisanları ve günde sadece –onlar çiçek diyor-bir bardak ıhlamur içebilecek kadar paraları olduğu için mizah konusu yapılırlardı.
Kahvenin üst katında bulunan Prizrenliler Derneği’nde baban gibi üniversite okumuş büyüklerimiz-biri babanın Ticari İlimler Akademisinden arkadaşı olan Selami Şar-ortaokulda zorlandığımız derslerde takviye dersler verirlerdi.
İçinde bulunduğumuz durumu daha iyi anlayabilmen için güzel yeğenim, Çağan Irmak’ın “Dedemin İnsanları” filmini tavsiye ederim, eğitimini aldığın Sinemada dizi ya da film çekeceksen “Amcamın İnsanları” fena bir fikir gibi durmuyor.
Mektubu ve dersi sulandırmaya ara verip-sonra nasıl olsa devam ederiz-benzeri bir konuda film izlemek istersen Julyet Binoche’in bir savaş fotoğrafçısını canlandırdığı trajediyi tavsiye edebilirim.
Bazı arkadaşlar “Yazar burada ne demek istemiş?” tarzında sorular soruyorlar, sizin toplantılarda yönetici sen olduğun için sana ne türden sorular geliyor merak ediyorum.
Siz şimdi ıhlamur içip toplantıyı izlemeye ve elbette dinlemeye devam ederken masada mektup yazdığımı düşünebilirsiniz ama yok böyle bir rahatlığım, inanın ben de baskı altındayım.
Savaş muhabiri olarak görevli olduğu ülkelerde sıcağı sıcağına bir şeyler karalayan E.Hemingvay’in ‘duyguları dışarıda bırakma yöntemini’ uygulamaya çalışıyorum. Kısa bir mola sevgili yeğenim.
Sen, Hatice İzgördü, Fikriye Er ve 1 diğer kişi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kör Burun - Hikmet Hükümenoğlu

Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun romanı, Mürekkep Yürekler buluşmamızda uzun uzun konuştuğumuz, her okurda farklı izler bırakan, katmanlı ve düşündürücü bir metin. Türkiye’nin yaklaşık 1950’lerden 1990’lara uzanan bir dönemini, Körburun adlı kurgusal  bir adada geçen  roman; bireysel hikâyelerle toplumsal dönüşümleri iç içe geçirerek hem karakterlerin hem de okurun kendi geçmişiyle yüzleşmesine alan açıyor. Roman, siyasal gelişmelerin karakterlerin hayatlarını belirlediği bir atmosfer sunsa da, doğrudan politik bir tartışma yürütme ya da tarihsel bir yargı koyma amacı taşımıyor. Aksine, toplumsal olayların bireylerin iç dünyasında bıraktığı izleri, “nesilden nesile geçen tortu”yu ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını anlatıyor. Zaman, hafıza ve dönüşüm Körburun ’un en belirgin temalarından biri zamanın dönüştürücü gücü. Romanda geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmaz; duygular, travmalar ve ilişkiler yıllar sonra bile yeniden filizlenir. Kitapta altını çizdiğimiz şu cü...

Zamir Toplantısı - Erhan Çıpa

  Sevgili   Neslihan arkadaşlarımın kitap kulübü için buluştukları mekânın ismi ‘İstanbul Sanat Kafe’ Onların yöntemlerini sana aktarmak için çıktığım bu yolculukta üst üte tesadüfler gelişiyor, sokağın adı “ Mektupçu Sokağı ” olduğundan anlatım dili olarak bu yönteme başvuruyorum. Yine tesadüf olarak sizin tartıştığınız Hakan  Günday’ ın ZAMİR kitabını seçmişler,-önce izin isteyip-kenara ilişiyorum. Erdinç ağabeyimin geçmiş zamanda doğum günümde bana hediye ettiği  Hakan Günday  kitabının-ismini bile unuttum-kapağını dahi açmadığım için suçluluk duyuyorum. Sağ olsun bir arkadaş kendi kitabını veriyor, ben kitabın sayfaları arasında gezinirken yanıma yanaşan kedicikle farklı türden duygular yaşamaya başlıyorum. Hakan Günday  sinema sanatına olan özel ilgisiyle, -belki de dizi senaryosu yazdığından- kitaba öylesi bir hızlı giriş yapıyor ki ilk sayfaları okuyan birinin kitabı elinden bırakması imkânsız. Işın Hanım -önceden sorduğum soruya karşılık olarak-“Biz...

Çivisi Çıkmış Dünya

Çivisi Çıkmış Dünya  Orjinal isim: Le Dereglement Du Monde Yazarı  : Amin Maalouf Tür :   Deneme Sayfa Sayısı: 216 Baskı Yılı: 2016 Dili: Türkçe Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları  Kültürü diğerleri gibi bir alan olarak ya da belli bir insan kategorisi için yaşamı güzelleştirmenin bir yolu olarak görmek, hangi yüzyılda olduğumuzu, hangi binyılda olduğumuzu şaşırmak demektir. Bugün, kültüre düşen rol, çağdaşlarımıza hayatta kalmalarını sağlayacak entelektüel ve manevi araçları sağlamaktır, başka bir şey değildir. Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Çivisi Çıkmış Dünya : Gazete yığınına işaret ederek "Hangisine inanacağız?" diye sormuştum ona bir gün. Gazetesinden başını kaldırmadan bana şöyle yanıt vermişti: "Hiçbirine ve hepsine. Hiçbiri sana bütün gerçeği aktarmaz, ama her biri kendi gerçeğini yansıtır. Hepsini okursan eğer ve ayırt etme yetisine sahipsen, işin özünü anlarsın." Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Amin Maalouf’un 2...