Ana içeriğe atla

Zamir 2 - Erhan Çıpa




 OKUNAN KİTABIN SONU YAKLAŞIRKEN YAVAŞLAMAK

Yaşamak için yavaşlamak gerek” demiş Kafka
MEKTUP AMA NE YAZIP, KİME GÖNDERMELİYİM?
Elimde okuduğum son kitap bitmeden bir diğerine geçtiğim, masanın üzerinde dört beş kitap bulundurduğum çok olmuştur ancak Işın Güner Tuzcular ve kitap kurdu arkadaşlarının okuma ve yazma hızına yetişmek handiyse imkânsız.
Bu ve benzeri soruların yanıtlarını bulabilmek için uğradığım Bilgi Kırtasiye Şükran Soner’in “Tito’nun Çocukları” kitabının fotokopi kayıtlarını silmiş. Mehmet Akkaya tuğla kalınlığındaki kitabı da Erdinç ağabeye gitmiş diye düşünün.
Yazmak ve okumak arasındaki tercihim –hiç kimse kusura bakmasın ama-kâğıt ve kalemin sevişmesinden yana olunca ‘O Piti Piti Karemele Sepeti’ yöntemine başvuruyorum.
Hoca’nım “ben de Bakırköy yönüne gidiyorum” deyince Eyup Buyukbostanci 'nin şiir kitabı üzerinden duygu sömürüsü yapmak istiyorum; ”Sırası mı şimdi sensiz olmanın?” demişim.
Gülüyor haklı olarak.
“Getir-Götür İsmail” kimliğinde olmalıyım ki, bu günkü olası yolculuğumuzda Sırrı Bektaş Hocaya ve Erdinç ağabeye kitaplar bırakacağım, vakit ve havanın soğuğu izin verirse ‘Elma Ağacı’ ve Basad’da var alt katmanlarda.
Erdinç ağabey Mehmet Akkaya’nın kitabının ederini ödemek istiyor, “indirimli aldım” demek zorunda kalıyorum. Zekije Gushi’ye giden kitabın akıbetini sormasın diye -kapı eşiğinde-Oğuz Akçeşme’nin hediyesi kitaplar üzerinden devam ediyoruz.
“Batik kitabı Amerikalı geline, çok beğendiği Şehsuvar Beyin ‘Diyet’ kelimesine tarihsel perspektiften bakan kitap tarih doçenti olan yeğene” derken ağabeyimin yüzünde beliren memnuniyet iadesi için Mehmet Akkaya ve Oğuz Akçeşme’ye teşekkür ediyoruz, Akkaya kitabının Hat Baskı Hasan’da basılmış olması, ilginç bir gelişme olarak geçiyor kayıtlara.
KOŞMAK İÇİN HIZLANMAK YERİNE HATIRLAMAK İÇİN YAVAŞLA
Kapı önü alış verişi ve muhabbeti bittikten sonra havanın dünkü ayazın bir 'tık' üstüne çıkmasını bahane edip, Jogging temposunda sahil yolu üzerinden dönüşe geçmek istiyorum ancak Salı buluşmasına gelen Fikriye Hanımın Işın Güner Tuzcular ve Kitap kulübü üzerine söyledikleri düşüyor zihnime.
Perşembe ya da Cuma günü toplanacaklarmış ama saat henüz erken olduğundan bir iki kapı daha yapmalıyım.
‘Elma Ağacı’ henüz açmamış görünüyor, Kentsel Dönüşüm ve İstanbul Caddesinde –hangi dağda kurt öldüyse-başlayan kaldırım düzenlemeleri ortalığı yangın yerine çevirmiş, kendi ateşimizde ısınıyoruz bu süre içinde.
Basad resim sergisi sürüyor ancak iletişim içine girmek istediğim ressam arkadaşı ararken müdür beyle sohbeti geliştiriyoruz.
Pek çok ortak tanışıklık çıkıyor, ‘Pan Dost’ ve ‘Bakırköy Lıfe Dergisi’ üzerinden birkaç tur dönüyoruz, limonlu çay geliyor bu arada.
Taşlık Sahaf’a davet ediyorum, Bakırköy Lıfe Dergisi sahibi Dilek Hanımın söyleşisi için geldiklerini ve çok beğendiğini söylüyor.
O yıllarda bir resim galerisi kurabilmek için büyük mücadele vermiş fakat ekonomik dengelerin değişmesi neticesi…
Şimdi de böyle bir süreçten geçtiğimizi söylüyorum, o yıllarda Bakırköy’ün "sanatın başkenti" olduğunu ikimiz de hatırlıyoruz.
Hatırladığım diğer detayda Şefik Kıran Hocayı soruyorum müdür beye. Salona çıkıp hatıra fotoğrafı çekiyoruz.
“Ziyaretin kısası makbuldür” diyerek işi gücü olduğunu da hesaba katarak teşekkür ediyorum müdür beye.
Sen ve Emel Başaran Aytuna
1 Yorum
25 kişi gördü
Beğen
Yorum Yap

1 Yorum

Tüm yorumlar

  • Erhan Çipa
    Gönderi Sahibi
    Eskiden Bensu Kaya çekerdi nazımı,şimdi sağ olsun Işın Güner Tuzcular'la birlikte hareketleniyoruz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kör Burun - Hikmet Hükümenoğlu

Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun romanı, Mürekkep Yürekler buluşmamızda uzun uzun konuştuğumuz, her okurda farklı izler bırakan, katmanlı ve düşündürücü bir metin. Türkiye’nin yaklaşık 1950’lerden 1990’lara uzanan bir dönemini, Körburun adlı kurgusal  bir adada geçen  roman; bireysel hikâyelerle toplumsal dönüşümleri iç içe geçirerek hem karakterlerin hem de okurun kendi geçmişiyle yüzleşmesine alan açıyor. Roman, siyasal gelişmelerin karakterlerin hayatlarını belirlediği bir atmosfer sunsa da, doğrudan politik bir tartışma yürütme ya da tarihsel bir yargı koyma amacı taşımıyor. Aksine, toplumsal olayların bireylerin iç dünyasında bıraktığı izleri, “nesilden nesile geçen tortu”yu ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını anlatıyor. Zaman, hafıza ve dönüşüm Körburun ’un en belirgin temalarından biri zamanın dönüştürücü gücü. Romanda geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmaz; duygular, travmalar ve ilişkiler yıllar sonra bile yeniden filizlenir. Kitapta altını çizdiğimiz şu cü...

Yağmurlu günde Sergi Gezileri

Arter'de Sarkis ve Salt Beyoğlunda Handan Börütecene sergilini geziik, Mısır Apartmanında çay içtik   Bir mekânla birlikte var olmak, mekânsal referanslar veya çağrışımlar üstlenmek veya yeni bir mekân kurgulamak üzere tasarladığı yapıtlarını her sergilenişte değişime ve yorumlamaya açık tutan Sarkis, Arter’deki  SONSUZ  adlı sergisinde de kurumun koleksiyonunda yer alan yapıtlarından seçtiklerini birbirleriyle ilk kez buluştururken, onlara Arter’in 2. kat galerisinde yeni bir yaşam ve deneyim alanı açıyor.   1980’li yıllardan başlayıp sanatçının 2015 yılında Venedik Bienali Türkiye Pavyonu için gerçekleştirdiği  Respiro  isimli yerleştirmesinden çeşitli parçaları da içine alarak Sarkis’in üretiminde geniş bir zaman dilimini kapsayan  SONSUZ , ısıtma, yakma, kamuflaj, bellek, iz bırakma, atölye, ev gibi sanatçının eserlerine sıklıkla eşlik eden kavram ve temaların yanı sıra ışık, renk ve müzik gibi farklı unsurların pratiğinde oynadığı başat rolü ...

Zamir Toplantısı - Erhan Çıpa

  Sevgili   Neslihan arkadaşlarımın kitap kulübü için buluştukları mekânın ismi ‘İstanbul Sanat Kafe’ Onların yöntemlerini sana aktarmak için çıktığım bu yolculukta üst üte tesadüfler gelişiyor, sokağın adı “ Mektupçu Sokağı ” olduğundan anlatım dili olarak bu yönteme başvuruyorum. Yine tesadüf olarak sizin tartıştığınız Hakan  Günday’ ın ZAMİR kitabını seçmişler,-önce izin isteyip-kenara ilişiyorum. Erdinç ağabeyimin geçmiş zamanda doğum günümde bana hediye ettiği  Hakan Günday  kitabının-ismini bile unuttum-kapağını dahi açmadığım için suçluluk duyuyorum. Sağ olsun bir arkadaş kendi kitabını veriyor, ben kitabın sayfaları arasında gezinirken yanıma yanaşan kedicikle farklı türden duygular yaşamaya başlıyorum. Hakan Günday  sinema sanatına olan özel ilgisiyle, -belki de dizi senaryosu yazdığından- kitaba öylesi bir hızlı giriş yapıyor ki ilk sayfaları okuyan birinin kitabı elinden bırakması imkânsız. Işın Hanım -önceden sorduğum soruya karşılık olarak-“Biz...