Ana içeriğe atla

# Bizans Deyince Yazarlarımızın Aklına Neler Gelmiş?

 


 

## Kapsamlı Analiz ve Tema Haritası

## GİRİŞ: BİZANS'IN ZİHİNSEL HARİTASI

Yirmiye yakın öyküyü bir arada okuduğumuzda, Bizans kavramının yazarlarımızın zihninde tek bir imgeye değil, bir **imge yıldız kümesine** karşılık geldiğini görüyoruz. Bu yazıda, öykülerden çıkan temel temaları ve yazarlarımızın Bizans'ı nasıl kurduğunu/ yeniden inşa ettiğini analiz edeceğim.

# 1. MEKÂN OLARAK BİZANS: TAŞIN, SUYUN VE TOPRAĞIN HAFIZASI

En dikkat çekici bulgu: Yazarlarımız için Bizans öncelikle **mekânsal bir hafıza**. Taşlar, sütunlar, sular, duvarlar birer anlatıcıya dönüşüyor.

| Öykü | Mekân | İşlev |

|------|-------|-------|

| *Suyun Hafızası* (Neslihan Ü.) | Yerebatan Sarnıcı | Medusa'nın gözünden adaletin bekçisi |

| *Medusa'nın Kaderi* (İjlal Ş.) | Yerebatan Sarnıcı önü | Geçmiş acıların günümüze yansıması |

| *Çatlak Kubbe* (Burcu) | Ayasofya | İktidarın gözlerine çatlak koymak |

| *Ayasofya'da Mart Mozaği* (Ceyda S.Ü.) | Ayasofya | Sanatçı-iktidar çatışması |

| *Tekfur Sarayı'nda Bir Cevriye* (Sema K.V.) | Tekfur Sarayı | Tarihin "öteki"lerine ev sahipliği |

| *Bizans Duvarı Ardından* (İdil) | Bodrumdaki Bizans duvarı | Gizli hazine/ sır arayışı |

| *Gri Şehir Masalı* (Jale S.) | Konstantinopolis'in taşlaşması | Doğanın yok edilişi, betonlaşma eleştirisi |

 

### Analiz:

 

Yazarlar **mekânı fetişleştirmiyor, ruhsallaştırıyor**. Taşlar "konuşuyor" (*Suyun Hafızası*), duvarlar "nefes alıyor" (*Son Mektup*), sarnıç "kalp" oluyor. Bu, şehrin sadece üstünde yaşanılan bir zemin değil, **katmanlı bir bilinç** olduğu fikrini veriyor.

 

Özellikle *Çatlak Kubbe*'deki "kubbe içe doğru yükseliyor" ifadesi çarpıcı: İstanbul'un mekânları dışa değil, **içe, hafızaya, bilinçaltına** doğru büyüyor.

## 2. KADINLIK, GÜÇ VE MAĞDURİYET: MEDUSA SENDROMU

 

Bizans dendiğinde yazarlarımızın en yoğun işlediği temalardan biri **kadınlık halleri**. Özellikle Medusa imgesi, bir "anahtar imge" olarak karşımıza çıkıyor.

 

### Medusa Ekseni:

 

| Öykü | Medusa'nın Anlamı |

|------|-------------------|

| *Suyun Hafızası* | Cinsel şiddet kurbanı, adaletin bekçisi, "eril şiddeti mermer sessizliğe hapseden koruyucu" |

| *Medusa'nın Kaderi* | Yaşlı kadının kaderiyle özdeşleşen lanetli kadın |

| *Medusa'nın Saçları* | Çocukluk oyunlarında dönüşen masal cadısı |

| *Zamanın Mor Taşı* | Dolaylı gönderme (ametist/mor taş) |

 

### Diğer Kadın Figürleri:

 

- **Theodora** (imparatoriçe): *Tılsım*, *Ayasofya'da Mart Mozaği*, *Martha'nın Dönüşü*'nde güçlü/tehlikeli/koruyucu kadın arketipi.

- **Maria/ Martha** (*Martha'nın Dönüşü*): Gürcü prenses, iki kez imparatoriçe, sonunda manastıra çekilen "kırık ama kırılmamış" kadın.

- **Penelope** (*Aya İrini'de Bir Düğün*): Sınıf atlayan, sarayla halk arasında köprü kuran genç kadın.

- **Eirene** (*Son Mektup*): Rahibe ama aynı zamanda gerçeğin taşıyıcısı.

 

### Analiz:

Yazarlarımız Bizans kadınını **üçlü bir eksende** konumlandırıyor:

1. **Güçlü kadın** (Theodora, Maria) - tahtın arkasındaki gerçek aktör

2. **Mağdur kadın** (Medusa, kısır kalan yaşlı kadın) - erkek iktidarının kurbanı

3. **Aracı kadın** (Penelope, Eirene) - iki dünya arasında gidip gelen

 

Dikkat çekici: Hiçbir öyküde Bizans kadını sadece "süslü bir figür" değil. Her biri bir **aktör**, bir **karar verici** veya bir **direnç noktası**.

 

> *Martha'nın Dönüşü*'ndeki şu cümle özetliyor: *"Bugün bir kraliçe gitti... ve başka bir kraliçe geldi."*

## 3. İKTİDAR, İHANET VE GÖRÜNMEYEN GERÇEKLİK

Bizans dendiğinde yazarlarımızın kaçındığı bir konu yok: **saray entrikaları, ihanet, iktidarın kirli yüzü**.

### Bu Temanın İşlendiği Öyküler:

 

| Öykü | İktidar Eleştirisi |

|------|---------------------|

| *Çatlak Kubbe* | "İkonoklazm = hafıza mühendisliği", çatlak = direniş |

| *Ayasofya'da Mart Mozaği* | İmparatoriçenin despotluğu, sanatçıya baskı |

| *Martha'nın Dönüşü* | Saray sözlerinin tutulmaması, çocuğun tahttan indirilmesi |

| *Son Mektup* | İmparatorun itirafı: "İhanet içeriden gelmiştir" |

| *Nika!* (Hamit E.) | Halk isyanı, katliam, iktidarın kanla yeniden inşası |

| *Tılsım* (Ayşegül S.N.) | Theodora'nın sakladığı sırlar, saraydaki komplolar |

 

### Analiz:

 

Yazarlarımız Bizans iktidarını **gösterişli ama çürük** bir yapı olarak resmediyor. Altın mozaikler, mor kaftanlar, ipekli kumaşlar... Hepsi bir **maskenin parçası**. Maskenin altında:

- Korku (sarayda gözyaşı zayıflıktır)

- İhanet (sözler tutulmaz)

- Anne-çocuk acısı (çocuklar taht uğruna harcanır)

 

> *Son Mektup*'taki imparator cümlesi belki de en çarpıcı: *"Bu şehir duvarlarla korunmadı ve duvarlarla yıkılmadı. Onu ayakta tutan taş değil, inançtı. Ama biz inancımızı güçle değiştirdik."*

 

Özellikle *Çatlak Kubbe*'deki **çatlak metaforu** çok katmanlı: Hem mozaiğin fiziksel çatlağı, hem iktidarın yüzündeki kusur, hem de direnişin/ gerçeğin sızdığı nokta.

## 4. ZAMANIN KIRILMASI: BİZANS'LA MODERNİTE ARASINDA KÖPRÜLER

En ilginç bulgulardan biri: Yazarlarımızın çoğu **zamanı doğrusal değil, katmanlı** kullanıyor. Bizans, geçmişte kalmış bir "öteki" değil; bugünün içinde nefes alan bir şey.

### Zaman Katmanlarını Birleştiren Öyküler:

 

| Öykü | Teknik |

|------|--------|

| *Zamanın Mor Taşı* | Facebook'ta yapay zeka ile üretilen görüntü, Tekfur Sarayı'nda gerçek çıkıyor |

| *Medusa'nın Kaderi* | Günümüz Yerebatan'ında yaşlı kadın, kendi gençlik hikâyesini anlatıyor |

| *Çatlak Kubbe* | Rüyalar yoluyla iki zaman birleşiyor; damar mora dönüşüyor |

| *Nika!* | 532 Nika Ayaklanması ile günümüz Taksim yürüyüşü iç içe geçiyor |

| *Bizans Duvarı Ardından* | Bodrumdaki tuğlanın ardında "zamanın serinliği" |

| *Tablet* (Nurten D.) | Antik tablet, günümüzde hâlâ "sıcak" ve hikâye anlatıyor |

| *Gözetleme Kulesinde Sanat Özlem* | İrene Kulesi'nde geçmiş (Bizans/ Osmanlı) ve şimdi (sanat atölyeleri) yan yana |

 

### Analiz:

 

Yazarlarımız için **zaman bir çökelti**. Geçmiş, bugünün "altında" değil; **içinde**. Özellikle *Zamanın Mor Taşı*'ndaki şu cümle bu anlayışı özetliyor:

 

> *"Gerçeklik yalnız ölçülebilen değildir."*

 

Ve:

 

> *"İstanbul yalnız bir şehir değil. Katman katman bir bilinç. Hatırlamak isteyen bir varlık."*

 

Bu yaklaşım, Bizans'ı "bitmiş, kapanmış" bir tarih olarak değil, **hâlâ aktif, hâlâ sızan, hâlâ konuşan** bir katman olarak konumlandırıyor.

 

---

 

## 5. SANAT, SANATÇI VE İKTİDARIN ELİ

 

Bir diğer baskın tema: **Mozaik ustaları, ressamlar, mimarlar** – yani sanat üretenler – ile iktidar arasındaki gerilim.

 

| Öykü | Sanatçı | Çatışma |

|------|---------|----------|

| *Ayasofya'da Mart Mozaği* | Mozaik ustası | İmparatoriçe'nin baskısı; sanatçıya mil çektirme tehdidi |

| *Çatlak Kubbe* | Leon (mozaik ustası) | İmparatorun gözlerine çatlak taş koymak/ kusursuz taş arasında tercih |

| *Suyun Hafızası* | Isidoros (mimar) | Medusa başlarını sarnıca yerleştirirken pagan/ Hristiyan gerilimi |

| *Tılsım* | (Rahip/ defterin koruyucusu) | Theodora'nın sırlarını saklamak |

 

### Analiz:

 

Sanatçı figürü, yazarlarımızın **kendilerine bir ayna** tuttuğu karakter. Mozaik ustası, tıpkı bugünün yazarı gibi:

- İktidarın talepleri ile kendi gerçeği arasında sıkışıyor,

- "Kusursuzluk" dayatmasına karşı "çatlağı" savunuyor,

- Bedel ödeme riskini göze alıyor.

 

> *Çatlak Kubbe*'den: *"Kusursuzluk, put demektir." / "Kusur, insan doğurur."*

 

Bu diyalog, yazarlarımızın sanata bakışını özetliyor: Sanat, iktidarın kusursuz yüzünü cilalamak değil; **gerçeğin çatlağını açık tutmak**.

 

---

 

## 6. GÜNÜMÜZ İSTANBUL'UNA DÜŞEN GÖLGELER

 

Bazı öyküler doğrudan Bizans'ı anlatırken, bazıları **günümüz İstanbul'unda yaşayan karakterler üzerinden** Bizans'ın izini sürüyor.

 

### Günümüz Karakterleri Üzerinden Bizans:

 

| Öykü | Karakter | Bağlantı |

|------|----------|-----------|

| *Medusa'nın Kaderi* | Canan (genç kadın) + yaşlı kadın | Yaşlı kadının anlattığı hikâye, Medusa mitine dönüşüyor |

| *Zamanın Mor Taşı* | İstatistikçi kadın | Bizans büyücüsüyle karşılaşıyor |

| *Çatlak Kubbe* | Mina (doktora öğrencisi) | Tez yazarken mozaik ustası Leon'la özdeşleşiyor |

| *Gözetleme Kulesinde Sanat Özlem* | Özlem (turist rehberi) | İrene Kulesi'nde geçmişle bugünü birleştiriyor |

| *Bizans Duvarı Ardından* | İdil (Sanat Tarihi öğrencisi) | Bodrumdaki duvarı kazarken annesinin masallarıyla yüzleşiyor |

| *Tablet* | Yaşlı kadın (Nurten) | Çocuklukta bulduğu tablet, tüm hayatı boyunca ona "hikâye anlatıyor" |

 

### Analiz:

 

Bu öykülerde dikkat çeken: Bizans'la bağlantı kuran günümüz karakterleri hep **hassas, meraklı, "öteki" konumdaki** kişiler. Öğrenciler, rehberler, yaşlılar, işsizler, yalnız kadınlar... Bizans, "resmî tarih"in değil, **kenardakilerin** hafızası.

 

> *Tablet*'ten: *"Altmış yıldır her aldığında eline sıcaktı. Hâlâ hikâyeler anlatıyordu ona."*

 

---

 

## 7. DİL VE ÜSLUP ANALİZİ

 

Yazarlarımızın Bizans'ı anlatırken kullandığı **ortak dil unsurları**:

 

| Özellik | Örnekler |

|----------|----------|

| **Duyusal yoğunluk** | Koku (tütsü, baharat, sirke, deniz), ses (çan, ilahi, su damlası), dokunma (taşın soğukluğu/sıcaklığı) |

| **Mor renk** | Mor taş, mor pelerin, mor kaftan, mor mürekkep – bir "imparatorluk rengi" olarak sürekli tekrar ediyor |

| **Karanlık/ışık zıtlığı** | Kandil, mum, fener, loş ışık, altın mozaiklerin parıltısı |

| **Sızan, akan, damlayan şeyler** | Su, kan, gözyaşı, zaman – hep "akış" halinde |

 

### Dikkat Çeken Farklılıklar:

 

- **Hamit Ergüven** (*Nika!*): Daha deneysel, parçalı, politik. Kısa cümleler, çağrışımlar.

- **Sema Kahraman Vurucu** (*Tekfur Sarayı'nda Bir Cevriye*): Sokak ağzı, argo, şiirsel yıkıcılık. En "aykırı" ses.

- **Füsun Uzunoğlu** (*Martha'nın Dönüşü*): Akademik titizlikle kurulmuş, detaycı, belgeselvari.

- **Neslihan Üstündağ** (*Suyun Hafızası*): En "mitik" dil. Medusa'nın ağzından yazılmış monolog.

 

---

 

## 8. EKSİKLER VE SESSİZ KALINAN NOKTALAR

 

Her seçkide olduğu gibi, bazı temalar daha az işlenmiş veya hiç yok:

 

| Tema | Durum |

|------|-------|

| **Bizans ekonomisi/ ticareti** | Sadece *Aya İrini'de Bir Düğün*'de kısa geçiyor (Cenevizliler, kumaş ticareti) |

| **Bizans ordu yapısı** | Sadece yaralı asker hikâyelerinde dolaylı |

| **Gündelik hayat/ sıradan insanlar** | Çok az (en fazla *Medusa'nın Saçları*'ndaki çocuk oyunlarında) |

| **Mizah** | Neredeyse yok (en fazla *Ayasofya'da Mart Mozaği*'ndeki kedi sahnesinde) |

| **Hristiyan teolojisi/ ikonoklazm detayları** | *Çatlak Kubbe*'de var ama derinlikli değil |

 

Bu "sessizlikler" de birer veri. Yazarlarımız Bizans'ı daha çok **insanî dramlar, kadın hikâyeleri, iktidar eleştirisi, mekânın hafızası** üzerinden kuruyor. Savaş, ekonomi, gündelik hayat gibi alanlar daha az ilgi görmüş.

 

---

 

## SONUÇ: YAZARLARIMIZIN BİZANS'I NASIL BİR HARİTA?

 

Şu başlıklar altında toplayabiliriz:

 

1. **Bizans = taşlaşmış bir vicdan** (Medusa, surlar, sütunlar, sarnıçlar)

2. **Bizans = kırık ama yok olmayan kadın sesleri** (Theodora, Maria/ Martha, Penelope, Eirene)

3. **Bizans = iktidarın maskesi ve maskenin altındaki çürüme** (ihanet, kan, korku)

4. **Bizans = zamanın bir çökeltisi olarak İstanbul** (geçmiş şimdinin içinde nefes alıyor)

5. **Bizans = sanatçının iktidarla dansı ve bedeli** (mozaik ustaları, çatlak, kusur)

 

> *Tekfur Sarayı'nda Bir Cevriye*'deki son cümle, belki de tüm seçkinin ruhunu özetliyor:

> 

> *"Ben Fosforlu Cevriye. İstanbul'un kızı. Örümceklerin kız kardeşi. Tekfur Sarayı'nın son imparatoru."*

 

Yazarlarımız, Bizans'ı "bir imparatorluk" olarak değil; bir **ruh hali**, bir **direnme biçimi**, bir **hafıza katmanı** olarak kuruyor. Ve bu ruhu en çok da **kenardakilerin, suskunların, kırılanların** sesinde buluyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kör Burun - Hikmet Hükümenoğlu

Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun romanı, Mürekkep Yürekler buluşmamızda uzun uzun konuştuğumuz, her okurda farklı izler bırakan, katmanlı ve düşündürücü bir metin. Türkiye’nin yaklaşık 1950’lerden 1990’lara uzanan bir dönemini, Körburun adlı kurgusal  bir adada geçen  roman; bireysel hikâyelerle toplumsal dönüşümleri iç içe geçirerek hem karakterlerin hem de okurun kendi geçmişiyle yüzleşmesine alan açıyor. Roman, siyasal gelişmelerin karakterlerin hayatlarını belirlediği bir atmosfer sunsa da, doğrudan politik bir tartışma yürütme ya da tarihsel bir yargı koyma amacı taşımıyor. Aksine, toplumsal olayların bireylerin iç dünyasında bıraktığı izleri, “nesilden nesile geçen tortu”yu ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını anlatıyor. Zaman, hafıza ve dönüşüm Körburun ’un en belirgin temalarından biri zamanın dönüştürücü gücü. Romanda geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmaz; duygular, travmalar ve ilişkiler yıllar sonra bile yeniden filizlenir. Kitapta altını çizdiğimiz şu cü...

Çivisi Çıkmış Dünya

Çivisi Çıkmış Dünya  Orjinal isim: Le Dereglement Du Monde Yazarı  : Amin Maalouf Tür :   Deneme Sayfa Sayısı: 216 Baskı Yılı: 2016 Dili: Türkçe Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları  Kültürü diğerleri gibi bir alan olarak ya da belli bir insan kategorisi için yaşamı güzelleştirmenin bir yolu olarak görmek, hangi yüzyılda olduğumuzu, hangi binyılda olduğumuzu şaşırmak demektir. Bugün, kültüre düşen rol, çağdaşlarımıza hayatta kalmalarını sağlayacak entelektüel ve manevi araçları sağlamaktır, başka bir şey değildir. Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Çivisi Çıkmış Dünya : Gazete yığınına işaret ederek "Hangisine inanacağız?" diye sormuştum ona bir gün. Gazetesinden başını kaldırmadan bana şöyle yanıt vermişti: "Hiçbirine ve hepsine. Hiçbiri sana bütün gerçeği aktarmaz, ama her biri kendi gerçeğini yansıtır. Hepsini okursan eğer ve ayırt etme yetisine sahipsen, işin özünü anlarsın." Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Amin Maalouf’un 2...

Zamir Toplantısı - Erhan Çıpa

  Sevgili   Neslihan arkadaşlarımın kitap kulübü için buluştukları mekânın ismi ‘İstanbul Sanat Kafe’ Onların yöntemlerini sana aktarmak için çıktığım bu yolculukta üst üte tesadüfler gelişiyor, sokağın adı “ Mektupçu Sokağı ” olduğundan anlatım dili olarak bu yönteme başvuruyorum. Yine tesadüf olarak sizin tartıştığınız Hakan  Günday’ ın ZAMİR kitabını seçmişler,-önce izin isteyip-kenara ilişiyorum. Erdinç ağabeyimin geçmiş zamanda doğum günümde bana hediye ettiği  Hakan Günday  kitabının-ismini bile unuttum-kapağını dahi açmadığım için suçluluk duyuyorum. Sağ olsun bir arkadaş kendi kitabını veriyor, ben kitabın sayfaları arasında gezinirken yanıma yanaşan kedicikle farklı türden duygular yaşamaya başlıyorum. Hakan Günday  sinema sanatına olan özel ilgisiyle, -belki de dizi senaryosu yazdığından- kitaba öylesi bir hızlı giriş yapıyor ki ilk sayfaları okuyan birinin kitabı elinden bırakması imkânsız. Işın Hanım -önceden sorduğum soruya karşılık olarak-“Biz...