Ana içeriğe atla

Kayıtlar

# Bizans Deyince Yazarlarımızın Aklına Neler Gelmiş?

    ## Kapsamlı Analiz ve Tema Haritası ## GİRİŞ: BİZANS'IN ZİHİNSEL HARİTASI Yirmiye yakın öyküyü bir arada okuduğumuzda, Bizans kavramının yazarlarımızın zihninde tek bir imgeye değil, bir **imge yıldız kümesine** karşılık geldiğini görüyoruz. Bu yazıda, öykülerden çıkan temel temaları ve yazarlarımızın Bizans'ı nasıl kurduğunu/ yeniden inşa ettiğini analiz edeceğim. # 1. MEKÂN OLARAK BİZANS: TAŞIN, SUYUN VE TOPRAĞIN HAFIZASI En dikkat çekici bulgu: Yazarlarımız için Bizans öncelikle **mekânsal bir hafıza**. Taşlar, sütunlar, sular, duvarlar birer anlatıcıya dönüşüyor. | Öykü | Mekân | İşlev | |------|-------|-------| | *Suyun Hafızası* (Neslihan Ü.) | Yerebatan Sarnıcı | Medusa'nın gözünden adaletin bekçisi | | *Medusa'nın Kaderi* (İjlal Ş.) | Yerebatan Sarnıcı önü | Geçmiş acıların günümüze yansıması | | *Çatlak Kubbe* (Burcu) | Ayasofya | İktidarın gözlerine çatlak koymak | | *Ayasofya'da Mart Mozaği* (Ceyda S.Ü.) | Ayasofya | Sanatçı-ik...

BİZANS’IN İZİNDE ÖYKÜLER: TAŞLARIN HATIRLADIĞI ŞEHİR

  Bazı şehirler yalnızca yaşanır. Bazı şehirler ise yüzyıllar boyunca yeniden yazılır. İstanbul böyle bir şehir. Üzerinden geçen her çağ, ona kendi sesini bırakır. Bir imparatorluk yıkılır, başka bir imparatorluk yükselir; saraylar değişir, sokakların adı değişir, insanlar gelir ve gider. Ama şehrin hafızası bütün bunların altında, taşların arasında, sarnıçların karanlığında, kırılmış mozaiklerin sessizliğinde yaşamayı sürdürür. Bizans’ın İzinde Öyküler , işte bu hafızanın peşine düşüyor. Jale Sancak’ın yürütücülüğünde, 20 yazarın bir araya gelmesiyle oluşan kolektif öykü kitabı, Bizans’ı tarih kitaplarının sayfalarından çıkarıp edebiyatın canlı, düşsel ve kimi zaman tekinsiz dünyasına taşıyor. Gezgin Atölye’nin İstanbul gezileri ve edebiyat çalışmalarından doğan kitap, aynı şehre bakan yirmi ayrı bakışı, yirmi ayrı sesi, yirmi ayrı hayali buluşturuyor. Çünkü burada Bizans, öykülerin arkasında duran bir dekor değil. Bizans, öykünün kendisi. Bir sarnıcın suyunda çoğa...

İstanbul’da Bir Cuma: Simit, Sahaflar ve Eski Kitapların Peşinde

  Simit, Eski Kitaplar ve Beyoğlu’nda Bir Cuma Kış bu yıl İstanbul’a erken geldi sanki. Daha eylül bitmeden yağmurlar başladı, hava birden serinledi. Çarşamba günü gitmeyi planladığımız Beyoğlu Sahaf Festivali ni yağmur yüzünden ertelemek zorunda kaldık. Cuma günü hava açınca, bu kez güzel bir İstanbul gününü yakalayıp yola çıktık. Fransız Yetimhanesine Tophane tarafından yürüyerek çıkmayı seviyorum. Yokuş boyunca sıralanan hediyelik eşya dükkânlarına baka baka, bazen bir dükkânın önünde durup oyalanarak ilerledik. Tophane Fırını’na uğrayıp sıcak simitlerimizi de aldık. İstanbul’da bazı gezilerin küçük ritüelleri var; yürümek, simit almak, vitrinlere bakmak… Daha festival alanına ulaşmadan günün kendisi bir geziye dönüşüyor. Bu yıl 15. kez düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali , eski Fransız Yetimhanesi’nde kurulmuştu. Daha kapıdan girer girmez mekânın festivale ne kadar yakıştığını düşündüm. Eski binanın dokusu, kitapların kokusu, raflarda ve masalarda duran eski dergiler, ilk baskıl...

Mürekkep Yürekler Kazlıçeşme Sanat’ta: İnsanlığın Kanayan Hafızasıyla Yüzleştik

Mürekkep Yürekler Kitap Kulübü olarak iki hafta önce, insanlık tarihinin en büyük suç ortaklığıyla yüzleşmek adına Kazlıçeşme Sanat 'ın kapısından girdik. Küratörlüğünü Hasan Mert Kaya’nın üstlendiği " İnsanlığın Yükü: Dekolonizasyonun Bugünü " sergisini gezerken, kulüp olarak okuduğumuz sömürgecilik ve adaletsizlik kavramlarının somut birer çığlığa dönüştüğünü gördük ve derinden etkilendik. Sergi salonlarında ilerlerken hafızamıza kazınan öyle sahneler vardı ki, hiçbirimiz etkisinden uzun süre çıkamadık. Köle Gemilerinin Planları: Afrikalı insanların insan değil, adeta birer kargo malzemesi gibi, daha fazla kar uğruna üst üste, nefessizce gemilere tıkıştırılmasını gösteren o orijinal çizimler ve planlar odadaki herkesin nefesini kesti. İnsan onurunun nasıl hiçe sayıldığını gözlerimizle gördük. Aborjinlerin Çilesi: Avustralya’nın kadim halkı Aborjinlerin uğradığı sistematik kültürel ve fiziksel katliamların izleri, serginin en sarsıcı köşelerinden biriydi. Topraklarım...

Sulukule -Edirne Kapı -Balat

 Kariye müzesine çok sıcak bir yaz günü gitmiştik, üç yıl olmuştur. Bu sonbahar Gezgin Atölye ile gittiğimizde ise cuma günü olduğu için müzeye alınmadık. Şimdi bir perşembe yollara düştük. Marmaray'la Yenikapı yaptık, oradan tramvaya bindik, Topkapı'da indik. Surların oradan Sulukule'ye yürüyoruz. Evler güzel ama ıssız. O çingenelerin olduğu dönemi özlüyorum, hayat vardı, neşe vardı. bin yıllık evlerinden çıkarttılar Çingeneleri. Şimdi ruhsuz bir semt Sulukule. Hafızasız. Her turda bir cami gezme kararı almıştık. O niyetle Edirnekapı'ya, **Mihrimah Sultan Camii**'ne gittik. Mimar Sinan'ın bu eşsiz eserini daha önce görmüştüm ama yine muhteşemdi. Güneş tam tepedeyken caminin geniş avlusuna adım attığınızda, İstanbul'un o keşmekeşinin bir anda nasıl sustuğunu duyarsınız. Mekânın ferahlığı, yüksek pencerelerden vuran ışık… Sinan'ın "ışıkla inşa ettiği" yapı tam bir başyapıt. Camiden çıkıp, renkli ahşap evlerin olduğu sokaklarda gezip fotoğraf çek...

Yağmura İnat Bir Eminönü-Balat Güzergâhı:

Istanbul’a bu yıl ne oldu anlamak mümkün değil: Bir gün güneşli harika bir hava, ertesi gün kara bulutlar ve soğuk, hava 10 derece birden soğuyabiliyor. Perşembe havanın kapalı olduğunu öğrenince  boğaz turundan vazgeçip Eminönü hanlarını gezme kararı almıştık.  Hedef İrene Kulesi’ydi ama Marmaray’dan iner inmez Çiçek Pazarı’nın orada kuvvetli bir yağmur bizi yakaladı. “Hadi kahve müzesine” dedim. Beta Han’da küçük ama enteresan bir müze; hem kahve içeriz diye düşündük. Ama Ala Kafe’ye 175 lira vermek içimize sinmedi. İlk açıldığında ne ucuzdu oysa... Ama iki üç yıl önce her şey ucuzdu zaten. Müzeden çıktık, hiç değilse tenteler var diye yürüyoruz. Hiç hesapta yokken Rüstem Paşa Camii'ne girdik. Mimar Sinan yapmış, çinileri olağanüstü. Tarihi camileri gezmeyi de seviyoruz, her gezide bir de camıı mı gezsek... Derken adımlarımız bizi Küçükpazar'a ve  Kuvel Oğlu Han'a taşıdı, Fransız sitili bir han, 1888’de yapılmış; kimin yaptırdığı bilinmiyor. Eski adı Yeni Han’mış. Her a...