- SEVGİLİ HAYAT
- Yazar : Alice Munro
- Türü : Hikaye
- Sayfa Sayısı 328
- Basım Tarihi 2014-10
- Çeviren Seçkin Selvi
- Yayınevi : Can
-
HİKAYE : GÖLE BAKAN YERŞEYDA SEMERCIOĞLU
Hikayenin kahramanı Nancy (Nansi) isminde bir kadın. İlaçlarını yazdırmak için doktora gidiyor. Ama Pazartesi ile Salıyı karıştırdığı için yanlış günde (Doktorun izin gününde ) gitmiş. Aslında zaman zaman zihninin bulandığını farkediyor ve Doktora bunu da sorucak ama bu unutkanlığını pek kendine de kondurmuyor ve Doktorun da ‘’Yok canım sizin zihniniz çok iyi katiyyen bulanmaz’’ diyeceğini düşünüyor.
Doktor kadını bir Uzmana yönlendiriyor. Komşu kasabada (kasabanın adı Himen)oturan Uzman yaşlı ve aklını yitirmiş hastalara bakıyor. Olayın geçtiği ülkedeki her bir kasabada ayrı uzman doktorlar var. Bir kasabada kalp doktoru, diğer kasabada Akciğer, bir diğerinde kanser doktoru gibi her kasabada farklı bir doktor var. Tüm doktorların olduğu şehir hastanesi ise çok uzak. Kasabalarda hastane olmadığından doktorların yerini bulmak biraz problemli oluyormuş, onun için Nancy sabah randevusunu kaçırmamak için 20 mil ( 30 kilometreden fazla) ilerdeki kasabaya akşamdan arabasıyla gitmek istiyor. Nancy hassas ve nazik bir kadın olduğundan geç kalıp doktora mahcup olmak istemiyor. Nancy nin Kocası ise bir ekonomist. Akşam saatlerinde maç seyretmeyi seviyor sonra da kitabını yazıyor. O akşam da futbol maçı olduğundan onu rahatsız etmek istemiyor ve onunla gitmiyor.Güzel bir akşam arabasıyla yola çıkıyor. Yolda her şeye dikkat ediyor. Güneşin ışıkları, yol tabelaları, kasabanın nüfusu. Her zaman gittiği küçük kasabaları dikkatle gezip dolaşır, nasıl bir yer, yaşlılığında burada yaşayabilir mi diye düşünür. Kasabaya vardığında kasabanın biraz eskimiş olduğunu evlerden ve vitrinlerden anlıyor. Arabasını bırakıp Doktorun tabelasını sokaklarda dolaşarak bulmanın daha doğru olacağını düşünüyor. Evler koyu kırmızı tuğladan tek katlı evler genellikle. Kapıları hemen sokağa açılıyor Birkaç mevdiven var arada. Kadınların ev işlerini bitirince akşamları bu merdivenlerde oturup komşularıyla sohbet ettiklerini, kocalarının da bahçede işlerini bitirdikten sonra yanlarına geldiklerini filan düşünüp hayal ediyor. Bu sırada bir ev görüyor ki arkasında park yeri de var, ‘’tamam’’ diyor burası kesinlikle doktor muayenehanesidir. Çok emin. Hemen tabelalara bakıyor, fakat tabelada Doktor Forsti ve Diş Hekimi Donald isimlerini görünce hemen cebindeki aradığı doktorun isminin yazdığı kağıdı çıkartıyor. O ne? Cebindeki kağıtta isim değil bir rakam yazılı. Bu rakam da ne biliyor musunuz? Kocasının çoktan ölmüş olan kardeşinin ayakkabı numarası. O hastanedeyken ona terlik almış olduğunu anımsıyor. Aradığı doktorun şehre yeni taşınmış olabileceğini ve henüz tabela yaptırmadığını düşünerek önce birilerine sormaya karar veriyor. Ya da bu ‘’deli doktoru’’ adını taktığı kişinin evinde çalışabileceğini evinin bir odasını muayene yapabileceğini düşünüyor. Birilerine sorsa bu kez de o kişilerin yanından ayrıldıktan sonra kendisi hakkında dedikodu yapabileceklerini düşünüyor.( Hani bizde de elalem ne der diye istediğimiz gibi davranamama, başkalarına göre hareket etme huyumuz vardır ya, bu kadın da fazla hassas, belli ki ince eleyip sık dokuyan bir kişilik) . Caddeden sokağa sapıyor bu arada birden doktorun adı da aklına geliyor. Sokağın sonunda kırmızı tuğladan büyük bir bina var, saat kulesi de var, ama saat 12 de durmuş. Evin tabelasını okuyor ‘’Cenaze evi ‘’ Bir yan sokakta ise çok bakımlı evler var. Zenginlerin evleri burada konuşan iki kadın ve bisiklete binen bir çocuk görüyor. Fakat çocuk bisiklet ile tersine geri geri gidiyor. Onlara sormaya karar veriyor. Rahatsız etmeyeceğim sadece doktoru soracağım diyor ama yine doktorun adını unuttuğunu farkediyor. Bu arada bisiklete ters binen çocuk devamlı yanlarından geçip gidiyor. Başka insanlara da rastlıyor ama onları rahatsız etmemek için bir şey sormuyor. Gözüne yüksek bir çit çarpıyor, parmaklıkların arasından bakınca çok güzel çiçekli büyük bir park görüyor. Dinlenmek için çok çeşitli Çiçeklerle dolu ve fıskiyesi de olan parka giriyor. Oturuyor sonra çiçeklerle ilgilenen bir adam görüyor. Özür diliyor adamdan izinsiz oturduğu için, adam önce fazla konuşmak istemiyor, kadın tedirgin oluyor. Meğer burası özel mülk imiş adamın mülkü. Kadın her gördüğü yeri ve eşyayı kafasında yorumluyor, eskiden ne olduğunu nasıl olduğunu sorguluyor. Sonra adam yanına geliyor ve hem yerin hikayesini hem de kendi hikayesini kadına anlatıyor. Nancy de ona şehre neden geldiğinden ve doktordan söz ediyor. Doktorun adını söylüyor ama adam ‘’ hiç duymadım bu ismi’’ diyor.Nancy arabasına gitmek üzere kalkıyor, adam onu arabasına kadar geçiriyor. ve Kadın sağlık merkezini görünce tedirgin oluyor. Adamla yürürken yolda oturan ayaklarını yola uzatmış gençler var, Basmamak için dolanıp geçiyorlar. Adam kadını şehir dışında bir eve yönlendiriyor. Arabanın yanına geldiğinde anahtarları nereye koyduğunu unutuyor. Sonra anahtarı cebinde buluyor. Adamla vedalaşıyor. Giderken dikiz aynasından baktığında adamın demin yanlarından geçen delikanlılarla konuştuğunu görüyor. Halbuki geçerken selam bile vermemişti. Acaba onlara kendisini mi anlatıyor. Kadın bozuluyor. Tekrar yanından geçerse adama teşekkür etmeyecek. Adamın şehir dışında tarif ettiği taş eve geliyor. Tabelaya bakıyor ‘’ Göl manzaralı huzur evi’’ Nancy binayı ve bahçeyi çok beğeniyor. Kimseler yok. Her halde dinlenme vakti. Kapının zilini arıyor, kapı kendiliğinden açılıyor, yer karoları çok parlak ve kaygan, insanlar kayabilir ve düşebilir. Maun bankoya bakıyor arkasında kimse yok, ortada hiç doktor da görünmüyor. Garip kapılar var, birinin tokmağını çeviriyor, kapı açılmıyor. Tedirgin oluyor, diğer kapıları da zorluyor, Kimse Yok mu? Diye bağırıyor. Kapıları yumrukluyor. Buradan çıkıp eve gitmek istiyor. Giriş kapısını itiyor, kapı ağır bana mısın demiyor. Dışarıdan bir araba geçiyor, saksıları yumuşak akşam güneşini görüyor. Elektrik ışığı yok, birazdan karanlık basacak, kimse gelmiyor içerisi kararıyor. Nancy bağırmak istiyor, ağzını açıyor ama sesi çıkmıyor. Her yeri titriyor nefes alamıyor. Adeta boğuluyor…Burada yakasında Sandy yazan bir kadın var. Nancy’e ‘’ Seninle nasıl başa çıkacağız. Bütün istediğimiz geceliğini giydirmek. Sen yolunmak istenen civciv gibi kaçıyorsun’’ diyor ve Herhalde kötü bir rüya gördün. Rüyanda ne gördün diye soruyor. Nancy ‘’ Hiç diyor, kocamın sağ olduğunu , benim hala araba kullanabildiğim günleri gördüm.’’ ‘’Araban güzel mi?’’ ‘’Volvo’’ ‘’ Gördün mü bak kafan hala zehir gibi çalışıyor’’Oldukça karmaşık, anlaması ve algılanması zor bir hikaye. Hikayenin neden böyle karmaşık olduğu , zor algılandığı ve içinde bir gerçek üstü gariplikler olduğu ise sonunda anlaşılıyor. Çünkü bu bir rüya, ya da bence Alzaymer hastasının yaşadığı hayaller dünyası. Onlar yani alzaymer hastaları çoğunlukla geçmişte anılarda hayallerde ve çok az da o andaki gerçekte yaşıyorlar.Annemden biliyorum. O da alzaymer hastasıydı. Çocukluğunu gençliğini çok net hatırlıyor, o dönemdeki yakınlarının yaşadığını sanıyor, onları görüyor, hatta belki onlarla konuşuyordu. Ama yakın geçmişi bugünü biraz önce olanları anımsamıyordu. Hatta bazen beni annesi sanıyordu. Beyni uzun bir süreden beri yeni olan yaşanan hiçbir şeyi kaydetmiyor, ama eski kayıtlara parça parça ulaşıyor ve o kayıtlarda geçmişte yaşıyordu. Bir rüya aleminde , bir hayal dünyasında günlerini tüketiyordu….Bütün yaşlı alzaymer hastalarına, tüm hastalara şifalar diliyelim, onlara anlayış gösterelim, mutlu etmeye çalışalım. Allah kimseyi düşürmesin.HIKAYE: MAVERLEY’DEN AYRILIŞIŞIN GÜNER TUZCULAR
Ben genel bir analiz yerine daha spesifik bir analize giriştim bu sefer. Maverley'den Ayrılış hikayesindeki Leah karakterinin psikolojik çözümlemesini yaptım.Maverley adlı küçük, şirin bir kasabada sinema salonunda bilet gişesinde çalışmak için işe alınan 16 yaşındaki dindar bir aileden gelen Leah ve onu Cumartesileri evine bırakan Polis Ray, Ray'in hasta, eğitimli, ateist karısı İsabel'in ana kahramanlar olduğu hikaye Leah'ın soğuk bir kış günü ortadan kaybolmasıyla farklılaşır. Tüm kahramanların yaşamını değiştiren bu kaçışın öyküsünde Leah karakterinin psikolojik analizini yapmaya çalıştım.
Leah adını eski Ahit’ten almış, Yakup’un istenmeyen birinci eşi, Dante’nin İlahi Komedyasın’da da geçiyor, ismin anlamı İbranicede yorgun, bitkin, bezgin demek,
LEAH :
Psikolojik Çözümleme: Annesine bakması için liseden alınmış, 16 yaşında, Çekingen biri olduğu halde iş yürütebilecek kadar zeki diye tanımlıyorlar, sinema gişesine önerdiklerinde. Dindar bir ailede –özellikle babası- yetiştirilmiş. Makyaj yapmıyor, sacını yüzüne yakışmayan bir biçimde sıkı sıkıya tokalarla tutturuyor, cazibeli görünmesi yasak.
Babası fanatik dinci, annesi hakkında fazla bilgimiz yok, hasta olduğunu düşünüyoruz. . Anladığım kadarıyla bu aile Puritan. İsimden yola çıkarak öyle düşünüyorum, bir de sinema yasağı, evden dışarı çıkartmamak, okutmamak. Para kazansın diye çalıştırıyorlar ama şartları var;“Leah hiç perdeye bakmayacak, diyalogları kesinlikle dinlemeyecekti. Ailenin dini inancı buna izin vermezdi.”Leah Cumartesi babası almaya gelemediğinden iş çıkışı kendi de farklı bir karakter olan polis memuru Ray Eliot ile eve gidiyor. Yolda filmlerden söz etmeye başlıyorlar. Leah gişeden dialogları duyabiliyor ve filmler onun dış dünya olarak merakını çeliyor. Ray kızla konuşmalarında80. sayfa…“kızda anlatılanlardan korkmak ya da şaşırmak yerine her şeyi özümsemek isteyen bir yan olduğunu İsabella’ya anlattı”, Leah ailesinde dış dünyaya ait hiçbir şey duymadığı görmediği için, gördüklerini, duyduklarını özümsemeye çalışıyor. Ayrıca Ray’in gözlemine göre kendisiyle ve ailesi arasına bir duvar örmüş..Maverley’i ilk Leah terk ediyor, ailesinin dini kurallarına, yazgısına karşı çıkıyor ve evden kaçıyor.Her hafta Prütenlerden daha liberal bir hiristiyanlık anlayışını benimseyen Birleşik Kilisenin rahibinin karısına ütüye gidiyor, bu gidişlerden birinde rahibin saksafon çalan, sarhoş oğlu ile tanışmış ve ona kaçmış. Gördüğü ilk erkeğe.Dindar olduğu için rahip oğluna aşık olduğunu düşünmüş olabilir.Rahip emekli oluyor ama kasabada kalıyor, yeni rahip ve karısı geliyor. Kasabada yine sakin bir yaşam sürdürülüyor. Ray yıllar sonra Leah’ı iki yaşında bebeğiyle kayınvalidesinde kalmaya geldiğinde görüyor.Saçı daha parlak, daha iyi görünüyor. “Ray’in daha önce hiç görmediği gülümsemesi adamı sevince boğdu” cümlesini okuyoruz. Leah mutlu gibi görünüyor ilk başta. Ama Ray sonra rahatsız olmaya başlıyor.Leah eskisi gibiçekingen değil, Birleşik Kilisenin yeni rahibiyle rahatça konuşuyor, flörtçü bir tavrı var. Ray’a tanıtıyor. Evli ve anne olmak ona güven vermiş, ama dinden de koparmamış. Çocuklarını Pazar okuluna yazdırmak için rahiple konuşuyor.Leah’ın kasaba’da bir görünüp bir kaybolması da onun gelenek ve yenilikçilik arasında gel gitlerini gösteriyor.Daha sonra Leah’ın yeni rahiple ilişki yaşadığı duyuluyor, rahip karısından o kocasından boşanıyor. Ray skandalı duyduğunda
“zina yapanlar ve ayyaşlar ve skandallar kim haklı ….92 sayfaRay şehirde karısını hastaneye kaldırdığında görüyor Leah’ı. 94.sayfa…Kilo almış kız, eskisinden farklı duruyor.
Yalnız, epey bilgili hastalar, hastaneler konusunda, hiç çekingen değil. Daha konuşkan. Hatta ilişki yaşadığı papazın yeni evlendiği papaz eşi ile espiri bile yapıyor, Ama mutsuz, özellikle akşam saatlerinde. (95. sayfa)
"Hastalara bakmaya çalışması belki de günahlarından arınma çabası. Başka bir iş ya da hayat kurabilirdi. Ama kurmamış.Şimdi de kızın adını anımsayamıyordu. Çok iyi bildiği halde o adı kaybetmişti. Kaybetmek, kayıp kaybedecek halin varsa şaka gibi.."
Kıza bir şeyleri kaybetme uzmanı denebilirdi.
Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun romanı, Mürekkep Yürekler buluşmamızda uzun uzun konuştuğumuz, her okurda farklı izler bırakan, katmanlı ve düşündürücü bir metin. Türkiye’nin yaklaşık 1950’lerden 1990’lara uzanan bir dönemini, Körburun adlı kurgusal bir adada geçen roman; bireysel hikâyelerle toplumsal dönüşümleri iç içe geçirerek hem karakterlerin hem de okurun kendi geçmişiyle yüzleşmesine alan açıyor. Roman, siyasal gelişmelerin karakterlerin hayatlarını belirlediği bir atmosfer sunsa da, doğrudan politik bir tartışma yürütme ya da tarihsel bir yargı koyma amacı taşımıyor. Aksine, toplumsal olayların bireylerin iç dünyasında bıraktığı izleri, “nesilden nesile geçen tortu”yu ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını anlatıyor. Zaman, hafıza ve dönüşüm Körburun ’un en belirgin temalarından biri zamanın dönüştürücü gücü. Romanda geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmaz; duygular, travmalar ve ilişkiler yıllar sonra bile yeniden filizlenir. Kitapta altını çizdiğimiz şu cü...
Yorumlar
Yorum Gönder