Ana içeriğe atla

Bir Gün Tek Başına - Vedat Türkali





ZEYNEP BABA'dan Romanın genel analizi


Bir Gün Tek Başına : Vedat Türkali
Romanın geçtiği Tarih : 1959-1960 yılları arasında 8 aylık süre

Romanın geçtiği yerler : Babali - Cağaloğlu -Teşvikiye- Şişli - Kocamustafapaşa - Zeyninburnu - Beyazıt Çınaraltı

Dönemin araçları  :  Dolmuş, Tramvay, Taksi

Mekanlar :  Kenan'ın Şişli'deki 16 'nolu dairesi, Rasim'İn Teşvikiye'deki çatı katı evi, Günsel'in Kocamustafapaşa'daki evi, Baba'nın evi, Kenan'ın Babali'deki  Erkan Kitapevi,  İstanbul Üniversitesi ve Bahçesi, Beyazıt Çınaraltı, Liman Lokantası ve bir çok lokanta

Romandaki Karakterler : Kenan, Nermin, Günsel, Rasim, Refiş, Handan, Sermet, Burak, Matmazel, Zeynep, Melehat Hanım, Selim, Baba, Hasan, Turgut


GÜLSEVİNÇ DEMİR'den yazar hakkında bilgi ve genel bir Özet  

Asıl adı Abdülkadir Pirhasan olan yazar, 1919 yılında Samsun’da doğmuş.İstanbul Ü niversitesi Türkoloji bölümünü bitirmiş. Kuleli ve Maltepe Askeri liselerinde edebiyat öğretmenliği yapmış.1951’de siyasi eylemlerde bulunmaktan suçlanarak tutuklanmış.Yedi yıl sonra koşullu olarak serbest bırakılmış.40’ın üzerinde senaryo yazmış.3 film yönetmiş.4 tiyatro oyunu yazmış.Bir gün tel başına ilk romanıdır.Çeşitli uluslar ve uluslararası ödüller almış ve 29 Ağustos 2016 günü aramızdan ayrılmıştır.
Aşağıdaki yazımda eserden bahsederken kendi yorumlarım kadar, kitapta beğendiğim satırları da sizlere aktaracağım.
Bir gün tek başına; yalnızlığı, yalnızlığın doğurduğu duygulanımı, insan hayatındaki boşlukları, bunların doldurulma çabalarını çok iyi anlatmış. Kenan ve Günsel karakterleri Bir gün tek başına’yı adeta bir harita gibi birlikte çizmişler.Kenan 2 tokatla uzaklaştığı ve kon formist bir yaşama ayak bastığı için devrimci anlayıştan uzaklaşmanın iç bunalımlarıyla iç sesi aracılığıyla dertleşirken Günsel de felsefe öğrencisi genç bir kız olarak,baba sevgisi olmaksızın hapisteki abisinin eksik kalan sevgisi,onun çocuğunun halası olmanın sorumluluğu ve hiç evlenmemiş bir teyzenin kıt maaşıyla ona yük olmanın ezikliği içersinde yine iç sesleriyle dertleşmektedir.Kenan, Günselle eksik kalan devrimci yanını,devrimci bir kıza aşık olmanın hezeyanlarıyla tıpkı dişi artık eski etleri kesemeyen yaşlıların genç taze etlere sarılışı gibi aşırı tutkuyla tamamlamaya çalışmakta,bencil bir tutum izlemekte,bu arada evindeki çocuğu ve kendi için hayatını adayan eşi Nermin’e kötü davranmakta ancak cinsel açlığı için de yine Nermin’i de kullanmaktan vazgeçememektedir.Kenan bir ayağı geçmişte kalmış, bir ayağı geleceğe uzanmış fakat hayat dediğimiz tahteravallinin dengesini tutturamamış bir aydını temsil etmektedir.İç sızılarıyla işçi sınıfı,küçük esnafla tanışma onların dünyasına girebilme eğilimleri ve meyhanede dayaklarla sonuçlanan eylemleri de iki tokat gibi devrimci olamama eylemlerine eklenen başarısızlıklarıdır. Kitaptaki diğer karakterler Nermin öğretmenliğini bırakmış, Kenan’ın üniversiteden arkadaşı sonra eşi olmuş ona annesi Melahat hanımın da mirası ile bir kitapçı dükkanı açarak destek olmuş karısıdır.Zeynep her ikisinin de çocuklarıdır.Rasim Kenan’a zıt kişilikte olan liboş, fırsatçı arkadaşı,Refiş, süslü, zengin, güzel bir kadın^Rasim’in cinsel doyumsuz olan karıbsı.Kenan’ın dükkanında çalışan Burak genç bir çocuk.Kenan’a bağlı,uysal bir karakter.Matmazel parttime hesap işlerini idare eden bir kadın.Hasan, Günsel’in hapis yatan işçi lideri devrimci abisi.Turgut onun 10 yaşındaki oğlu.Nahide hanım Günsel’in orta yaş,rahatsız teyzesi.Baba, eski solculardan bilge bir adam.Hatice onun eşi.Handan Günsel’in tıp fakültesinde okuyan,evlerine teklifsiz giren can arkadaşı.Sermet,Şişli’de apartmanları olan burjuva çocuğu, devrimci ve Günsel’e hayran genç öğrenci.
Roman; Kenan’ın yaşadığı hayattan bezginliği ,yeknesak gidişinin yarattığı mutsuzluğu ile çalkalanışı ile başlar.Devrimci genç kız Günsel’le devrimci olamayışını,cesur olamayışını tamamlamak ister.Rasimle karısı Refiş’i hiç sevmez.Fakat Kenan da karısı Nermin’le Şişli’deki evinde konformist burjuva bir yaşam sürmekte ve bir çok kere Rasim’in yardımına gereksinim duymaktadır.Rasim ve Refiş,Kenan ve Nermin’in zıt karakterleridir.Sanki birbirleriyle tamamlanmaktadırlar.Tıpkı puzzle gibi.Kenan; Günsel’e tutkuyla bağlanır.Bu o kadar bencilcedir ki 0nunla sevmediği Rasim’in Teşvikiye’deki garsoniyerinin anahtarını almasına yol açar.Günsel Kocamustafapaşa’da fakir bir muhitte yaşamakta evi işçiler ve öğrencilerle dolup taşmaktadır.
26 Mayıs 1960 gününe kadar devam eden romanda Türkiye’’nin 1960/ 27 Mayıs ihtilaline kadar olan 5 ya da 6 aylık bir süre resmedilmeye çalışılır.Öğrenci olayları, askerin,polisin devlet adamlarının tutumları,öğrencilere yapılan zulumler,ölenler,yaralananlar,aydınlara yapılan baskılar,gazetecilerin tutuklanması, gazetelerin kapatılması,İnönü’ye yapılanlar, Vehbi Koç’un CHP den istifa ettirilmesi,Menderes’in tek parti ve tek adam idaresini getirmek istemesi ve Rusya’ya gidişi gibi olaylar anlatılır.
Devrimciler sürekli izlenmektedirler.Günsel öğrenci olaylarında iki kez yakalanır.Birinde Rasim sayesin de kurtarılır.Kenan sadece Günsel’le olan birlikteliğini düşünmektedir.Sürekli aklı ondadır.Şüpheler içindedir. Günsel ise Şevket adlı bir devrimcidenKenan’ın ve matmazel’in polis olduğuna dair duyum almıştı.rGünsel Kenan’dan uzaklaşır... Günsel de Nermin de Kenan’dan bu hengameler içersinde hamile kalmışlardır..Ancak Günsel’in hamile olduğunu sadece Handan bilir.Günsel bebeğini aldırmayı düşünür.Nermin ise Kenan’a söyler.Kenan bundan sonra girdiği depresyondan kurtulamaz.Nermin’i ve kızını döver.Nermin bu dayakla muhtemel ki çocuğunu düşürür.Kenan onların da evden gittiğini görünce kendiyle başbaşa kalmaklığını,tek başınalığını kaldıramayarak banyoda bileklerini keserek yaşamına son verir.Günsel ise tek başınalığını bebeğiyle gidermek istediğini düşünmektedir artık.Çünkü Kenan ‘da yoktur. Bebeğine seslenir iç sesiyle; ‘’Ne yapardım ben sensiz’’ Güneş bulutlara girip çıkmaktadır yine.Roman böyle biter.


KENAN KAREKTERİNİN İNCELENMESİ 

ZEYNEP BABA'dan  Bir Analiz : 
Kenan :  Memur bir ailenin çocuğudur. Babası Burdur Defterdarlığındaki görevinden sonra Üsküdar'a atanır. İstanbulludur. İst. Ünv. Tarih Bl. mezunudur. Konya'da öğretmenlik yapmış, müfettişlere ve oradaki halka direnmiştir. Üniversitede öğrencilik yıllarında gözaltına alınıp "vatanı mı satacaksınız?" diyen Polis Müdüründen 2 tokat yemiş ve bu olayı dıştan kapatıp, içinde bir türlü kapatamamıştır. Kibardır, yakışıklıdır. 38-40 yaş civarındadır. Eşiyle okul yıllarında tanışmış, değişime karşı şavaşma ile ilgili konuşmaları olduğu anlaşılmaktadır. 15 yıllık evli ve tahminen 13-14 yaşında, Zeynep isimli bir kızı vardır. Çok hassas, temiz, düzenli ve dürüsttür. İçsel konuşmalarında kendi ile hesaplaşmasında yapamadıklarından ötürü kendini cesaretsiz, ezik ve yalnız hissetmektedir.  

ZERRİN KARAOĞLAN KAMİL'den Kenan Hakkında  :

Konya'da öğretmenlik yapmış. Şimdi kitapçıdır. 1946'da Neriman'la evlenmiş. 14 yıldır evlidir.

Kenan halktan kopuk, ama halka yakın olmaya istekli bir burjuvadır. Evinde değil de dışarıda mutluluğu ararken, o zamanın toplumsal kaosu içinde yuvarlanmasını izlemek ve de o dönemin sosyal yapısını anlamak açısından son derece gerçekçi bir roman.


IŞIN GÜNER TUZCULARDANPsikolojik Analizi  KENAN karakterinin
Kitap evine giderken başlıyor, Kenan yorgun.. Merdivenleri çıkmak aslında içi istemiyor. 
“ikinci katın merdivenine gelince durdu. Bir yorgunluk vardı üstünde. Bir işte yapmadım ben bugün, ….”
Görünüşte sıcak, mutlu bir evlilik, karısı çok üstüne düşüyor. O misafir istemiyor, huysuz..
“Değişeceğiz,  yasa böyle işte… Ne siirler yazdık, ne söylevler çektik bir zamanlar..”
Eşi Nermin’I üzüp içeri geçince …
“Ne yapalım Nermin’ciğim, Sen de kırgın ol biraz. Ben nasıl kırgınım biliyor musun? Herşeye, herkese başta kendime.. Ne suçun var senin? Ben de iş yokmuş. İki tokatlıkmış demek bütün direncim, inancım”   
bu cümle Kenan’ın o ana kadar ki psikolojisini iyi özetliyor…
Aslında öğretmenken daha mutlu. İdealist bir işte çalışmak onu mutlu ediyor. Ama para kazanamaması sorun.
“Öğretmenlikte böyle rahat oldu mu hiç? Paramız bitiverirdi daha ayı yarılamadan. Kasaba borç, bakkala borç, Nermin yüzünü kızartıp annesinden bir şeyler koparır, açıklar kapanır bir süre. Sonra yine.. Ama içimle barışıktım. Halkın yoksulluğunu duyuyorduk. Savaşıyordum da.. Sevsinler savaşını.. Zengin, fakir çocuklarına tam bir eşitlikle Fuzuli, Yahya Kemal öğretiyordun! Hiç değilse kendimi aldatıyordum, şimdi o da olmuyor! “İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.” İşte senin afyonun! "
Kenan iki arada bir derede bir insan.  Hem para, hem ideal, hem güzel bir ev,  hem de uğruna ölünecek bir dava istiyor.   
Seçtiği yolda hep mutsuz olacak bir adam o aslında, çünkü öteki yolda da gözü var.   

Nermin’i beğeniyor aslında ama sevmiş mi şüpheliyim,  Nermin Tarih bölümünü bitirmiş, okul arkadaşı, ama mesleğini yapmaması,  Kenan’ı içten içe rahatsız ediyor.  Onu çok güzel, cazibeli buluyor. Bu cazibeye kapılıp gitmekten de genelde suçluluk duyuyor. 
Ağlayıp sırlayan bir çocuğa isteklerinden vazgeçsin diye verilen elmaşekeri kadar suçsuzsun.  Sayfa 21..
“Çocuğu yiyen elma şekeri.”
“Kenan, romanda küçük burjuva aydınını temsil ederken, eşi Nermin devlet ve aileye, bir başka deyişle toplumun yerleşik değerlerine onu bağlayan, yaşamında yapmak istediği devrime engel olan yan karakter olarak sunuluyor. Sistemin adamı, belki devletin adamı Rasim ise, Kenan’ın hem arkadaşı, hem de hep olmaktan korktuğu kişi. Kenan’ın Rasim olmaya yaklaştığı anlar da, romanda aile ve devletin sembolü olarak karşımıza çıkan eş Nermin’e özellikle cinsellik bağlamında “yenildiği” bölümler. Romanda erkek bedeni ve cinselliği asıl savaş alanı olarak gösteriliyor. Beden ve cinsellik, politik mücadele alanının da bir simülasyonu.
İstediği gibi yaşamasını engelleyenin Nermin olduğunu düşünüyor.
Kendini bir şey yapmamış hissediyor.
Hangi yarışları kazandım ben, Yarışmadım ki hiç
Ve içtikleri gece 22 iki yaşındaki Günsel’i Nermin sanıyor. Genç olmak ve yeniden aşık olmak buduygu onu büyülüyor.
Aşırı içiyor, komalık oluyor..
Kızın gençliği, solculuğu, dava için çalışması,  güzelliği ve kendisine ilgi göstermesi onu çekiyor.
O sırada Nermin Küçük burjuva olma yolunda, emin adımlar atıyor, annesinin arazisi, matbaa.. Vatan Cephesi…
Günsel’le ilk yalnız kalışlarında yaşadıkları ön sevişme, ardından evine gidişi ve Nermin’le yaşadığı cinselliğin sonrasında duyulan iç sesi de bunun bir yansıması:
 “Birbirine tıpatıp benzeyen iki sevgilim var!.. Biri Vatan cephesine yazıldı, öteki yıkmaya çalışıyor…” 
Bu bağlamda erkek karakter, politik romanların pek çoğunda gördüğümüz gibi idealize edilmemiş, gerçek olmayan bir erkeklik inşasının içinde kurulmamış. Aksine ana kadın karakterle karşılaştırıldığında, zaaflarına, çelişkilerine daha yenik, daha zayıf bir karakter olarak kurulmuş Kenan.
Bir sure sonar Günsel’le beraber olmaya başlıyorlar, orada da lüksünden vazgeçemiyor Kenan. Genç sevgilisi ile  Rasim’in Nişantaşındaki evinde buluşuyorlar.  Küçk burjuva alışkanlıklarına Günsel’de ayak uydutuyor. Sıcak bi ev, rahat yatak, seks, her daim sıcak su.. 
Kenan, Günsel’de yaşamında yarım kalan devrimciliği bütünleyebileceğini düşünmektedir ya da düşlemektedir. Ancak Günsel’in de çelişkileri vardır. Toplumu siyasi bağlamda dönüştürmeyi hayal ederken, özgürlük ve devrim için mücadele ederken, özel yaşamında toplumun yerleşik değerlerinin yarattığı girdaplarda boğulmaktadır. Evli, çocuklu bir erkekle ilişki yaşamak, Nermin’in varlığı, hatta evlilik öncesi cinsel ilişkiye girmek Günsel için, kendisiyle mücadele ederek, yıkmaya çalıştığı tabularıdır. Bu bölümlerde Türkali’nin toplumun cinselliğe ilişkin çelişkilerini daha görünür kıldığını ve toplumsal cinsiyet eleştirisi yaptığını görüyoruz.
Aslında, Günsel’in devrimci ruhunu boğan toplumun cinsellik tabuları, romanda Kenan’la ilk bedensel yakınlaşmalarında söylediği bir cümlede saklıdır: “İşin kötüsü, ben de istiyorum.”
Kenan savunmak istediği fakir insanlarla, işçilerle aslında hiç yakınlık kuramıyor. Onları tanımıyorda. Romantik bir düş Kenan’ın devrimciği ;
“Merdivenden indi, uzaklaştı istasyondan, yanlarındaki sokaklardan birine saptı. Çiseleyen yağmur altında vıcık vıcık çamurlu sokaklarda yürümeye başladı. Gelen giden, koşuşan bir kalabalık çıkıveriyordu insanın karşısına, hem de hiç umulmayan izbe sokaklarda. Gecekondu mahalleleri başlamıştı. Kimi evlerden radyo sesleri geliyor, gülüşmeler, bağırıp çağırmalar duyuluyordu. Yanık bir ninni sesi duydu birden. Güzel sesli, genç bir kadın, Doğuluya çalan ağzı ile tatlı bir ninni tutturmuştu. Arsaya açılan bir sokağın ucunda bir fabrikanın geceye yüklenmiş koskoca karaltısı çıkıvermişti önüne. Yürüdü sokağın ucuna kadar, başka fabrikalar da vardı ilerde. Dumanlı bacaları, ıslak gecede kırpışan ışıklarıyla... Gece vardiyası mı yapıyorlar?.. Niye geldim buralara ben?.. Kimi işte, kimi evde, kendi dünyasında herkes. Nasıl ilişki kurulur bunlarla? Kız haklı aslında, sevdikleriyle bile yakınlık kurmasını beceremeyen, ayağı havada pis bir küçük burjuvayım ben..
...
Hayrete düşüyordu. Hakkında ifade veren hiç bir arkadaşına kızamıyordu. Hiçbir nefret duygusu doğmuyordu içinde. Halbuki o zamana dek konuşmayı bir tür ihanet olarak değerlendirmiyorlar mıydı? Birisi içeride senin hakkında konuştu mu, yüzleştirme sırasında yüzüne tüküreceksin, “Hain köpek, utanmaz rezil” diye haykıracaksın yüzüne denmiyor muydu? Devrimci romanlarda aynen böyle olurdu. Ancak şu anda arkadaşlarının tehlikeye atığı bir roman kahramanının hayatı değil, kendi hayatıydı. Bu yüzden affedebiliyordu onları. Biraz küçümsemiyor değildi; ama çok az. Daha çok acıyordu onlara ve daha çok yakınlık duyuyordu. Çok zordu direnmek. İşkencenin bu denli pank yaratacağını, bu kadar derin bir sıkıntı verebileceğini kim yaşamadan tahmin edebilirdi? Hele böyle bir yerde…Çözülmenin normal, direnmenin çıkıntılık oldu yerde.”
Romanda en etkilendiğim cümlelerden biri
“Tek bir günün sırası gelsin diye yaşam boyu bekliyoruz. · 
İki kadında Kenan’dan hamile kalıyor, Nermin düzeni devam ettirmek adına boşanmak istemiyor Kenan’dan.. Günsel ise Kenan’ı polis sandığında ondan uzaklaşıyor. Kenan hiç kendisi için ve sadece kendisi için tüm kusurlarına ramen aslında iki kadın tarafından da sevilmiyor. Yanlız bir adam, sevgisiz.
Birden kızın elini tuttu Kenan.
-Ne olur beni bırakma Günsel, dedi. Kimseyle böyle konuşmadım ben. Belki budalayım, ama inan bana dürüstüm. Şaşırmak istemiyorum yolumu...Yalnız yakalıyorlar beni. Bırakma artık. Sensiz hiçim. Çevremdeki her şey sırtımda. Tek başıma ezecekler beni.

Not : Ayşegül Tözören'İn Bir Gün Tekbaşına analizinden yararlandım..
http://birgunkitap.blogspot.com.tr/2015/11/bir-gun-tek-basna-yeniden-aysegul.html

OYA ÜZÜLMEZ ARAT'TAN

Kenan'ın yaşamındaki iki kadın  NERMİN  ve GÜNSEL 

Nermin,mesleğini yapmayan ev hanımlığını tercih ederek eşi Kenan'ı çok seven kızına ve annesine düşkün biri.Eşi Kenan ile her tartışmalarında gözyaşlarına sığınan ya da dişiliğini kullanarak cinsellikle eşini sakinleştirmeyi tercih eden bir eş olmayı seçen biridir. .Eşinin tutukluluğu,boşvermişliğini bildiğinden kızının geleceği için ondan gizli Rasim ile ortak iş yapmaya karar vermiştir.İlerleyen günler içinde eşinin kendisinden ayrılmak istemesine rağmen eşinden vazgeçmemiş sabırla beklemeye başlamış aldatıldığına emin olmasına rağmen pes etmemiş sabırla eşinin her olumsuzluğuna sabretmiştir.Ancak,Kenan eve o güne kadar görülmemiş sinirle eve gelerek Nermin'i kızının yanın da dövünce Nermin evi terk etmiştir.......

Günsel,23 yaşında abisini kendine örnek alarak işçilere,diğer haksızlıklara baş kaldıran olumsuzluklara çareler arayan duyarlı bir üniversite öğrencisidir.Kenan ile tanışınca işçilere gösterdiği duyarlılığı Kenan ile evli olan Nermin'e göstermemiş Kenan'a aşık olarak ilişkilerini Rasim'in evin de yaşamaya başlamışlardır.Hamile olduğunu anlamasına rağmen üniversite de çıkan olaylara karışmış polis tarafından tutuklanmış daha sonra serbest kalmıştır.Ülke de çıkan olaylar yüzünden hamileliğini bir türlü Kenan'a söyleyememiş çıkar yol ararken arkadaşlarının Kenan'ın polis olabileceğini söylediklerinden dolayı Kenan ile araları bozulmuş bebeği aldırmaya karar vermiştir.Kenan,Günselin kendisinden şüphelendiğini anlayınca sinirlenmesine rağmen sevdiği kadını ikna etmeye çalışmış ama başarılı olamamıştır.Günsel olayın,duyduklarının şokunu üstünden atarak daha sağlıklı düşünmeye başlayınca Kenan'ı görmek istemiş,iş yerine gittiğinde Kenan'ın intihar haberiyle sarsılmıştır.Cenazesine giderek bebeğini aldırmamaya karar vermiştir.


ZERRIN KARAOĞLAN KAMİL'DEN kitapta geçen bazı terimler, kurumlar, olaylar, alışkanlıklarla ilgili açıklamalar  

Küçük Burjuva : Gelir düzeyi düşük, kentli, halk sınıflarına verilen ortak isim. Proleter ve sermaye grubu arasında yer alan esnaflar, zanaatkarlar, memurlar bu sınıfa dahil edilirler. Genelde yalaka tiplerdir. Sermaye sınıfına yaranmak için ellerinden geleni yaparlar. Her türlü sömürüye karşı boyun eğerler.

 Vatan Cephesi : Adnan Menderes tarafından kurulan siyasi bir oluşum. CHP'ye karşı kendilerini destekleyen insanları Vatan Cephesine katılmaya davet etmekteydiler. Bu cepheye katılan insanların isimleri her gün radyolardan yayınlanmaktaydı. Bu durum halkı ikiye bölmek gibi tehlikeli bir sonuç doğurdu.

Tahkikat Komisyonu :  28 Nisan 1960'da Menderes Hükümetinin kurduğu komisyon.  Savcıların, sivil ve askerlerin bütün yetkileriyle donatıldığı bu komisyonun üstünde hiç bir merci yoktur. Kararları kesindir. Hükümet tarafından demokrasiye indirilmiş sıkı bir yumruktur. Amaç CHP'yi kapatmaktır.

Tavşan Eti ve Alevilik : 
Yahudi, Şii ve Aleviler tavşan eti yemezler. Sebebi :

1- Hayız görmesi
2- Muaviyenin kedisi olduğu inanışı
3- Hz. Ali'nin atı Düldül'ün bir tavşan tarafından ürkütülmüş olması
4- Tavşanın bazı uzuvlarının yenmesi yasak olan hayvanlara benzemesi ( Kulakları eşek, burnu fare, kuyruğu domuz, bacakları kediye, ayakları köpeğe, bıyıkları kediye),
5- Muaviye ve yezitin ruhunun...

Not : Muaviye Ebu Süfyon, İslam Devletinin Ali'den sonraki halifesi ve Emevi Hanedanının kurucusudur..
 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kör Burun - Hikmet Hükümenoğlu

Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun romanı, Mürekkep Yürekler buluşmamızda uzun uzun konuştuğumuz, her okurda farklı izler bırakan, katmanlı ve düşündürücü bir metin. Türkiye’nin yaklaşık 1950’lerden 1990’lara uzanan bir dönemini, Körburun adlı kurgusal  bir adada geçen  roman; bireysel hikâyelerle toplumsal dönüşümleri iç içe geçirerek hem karakterlerin hem de okurun kendi geçmişiyle yüzleşmesine alan açıyor. Roman, siyasal gelişmelerin karakterlerin hayatlarını belirlediği bir atmosfer sunsa da, doğrudan politik bir tartışma yürütme ya da tarihsel bir yargı koyma amacı taşımıyor. Aksine, toplumsal olayların bireylerin iç dünyasında bıraktığı izleri, “nesilden nesile geçen tortu”yu ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını anlatıyor. Zaman, hafıza ve dönüşüm Körburun ’un en belirgin temalarından biri zamanın dönüştürücü gücü. Romanda geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmaz; duygular, travmalar ve ilişkiler yıllar sonra bile yeniden filizlenir. Kitapta altını çizdiğimiz şu cü...

Zamir Toplantısı - Erhan Çıpa

  Sevgili   Neslihan arkadaşlarımın kitap kulübü için buluştukları mekânın ismi ‘İstanbul Sanat Kafe’ Onların yöntemlerini sana aktarmak için çıktığım bu yolculukta üst üte tesadüfler gelişiyor, sokağın adı “ Mektupçu Sokağı ” olduğundan anlatım dili olarak bu yönteme başvuruyorum. Yine tesadüf olarak sizin tartıştığınız Hakan  Günday’ ın ZAMİR kitabını seçmişler,-önce izin isteyip-kenara ilişiyorum. Erdinç ağabeyimin geçmiş zamanda doğum günümde bana hediye ettiği  Hakan Günday  kitabının-ismini bile unuttum-kapağını dahi açmadığım için suçluluk duyuyorum. Sağ olsun bir arkadaş kendi kitabını veriyor, ben kitabın sayfaları arasında gezinirken yanıma yanaşan kedicikle farklı türden duygular yaşamaya başlıyorum. Hakan Günday  sinema sanatına olan özel ilgisiyle, -belki de dizi senaryosu yazdığından- kitaba öylesi bir hızlı giriş yapıyor ki ilk sayfaları okuyan birinin kitabı elinden bırakması imkânsız. Işın Hanım -önceden sorduğum soruya karşılık olarak-“Biz...

Çivisi Çıkmış Dünya

Çivisi Çıkmış Dünya  Orjinal isim: Le Dereglement Du Monde Yazarı  : Amin Maalouf Tür :   Deneme Sayfa Sayısı: 216 Baskı Yılı: 2016 Dili: Türkçe Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları  Kültürü diğerleri gibi bir alan olarak ya da belli bir insan kategorisi için yaşamı güzelleştirmenin bir yolu olarak görmek, hangi yüzyılda olduğumuzu, hangi binyılda olduğumuzu şaşırmak demektir. Bugün, kültüre düşen rol, çağdaşlarımıza hayatta kalmalarını sağlayacak entelektüel ve manevi araçları sağlamaktır, başka bir şey değildir. Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Çivisi Çıkmış Dünya : Gazete yığınına işaret ederek "Hangisine inanacağız?" diye sormuştum ona bir gün. Gazetesinden başını kaldırmadan bana şöyle yanıt vermişti: "Hiçbirine ve hepsine. Hiçbiri sana bütün gerçeği aktarmaz, ama her biri kendi gerçeğini yansıtır. Hepsini okursan eğer ve ayırt etme yetisine sahipsen, işin özünü anlarsın." Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Amin Maalouf’un 2...