Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Toprak Uyanırken. Şevket Süreyya Aydemir. Neslihan Üstündağ

Kitabı anlatmayacağım, anlatımlarım, yorumlarım kitabın önemi, okunması, örnek olması, gereğinin yerine getirilmesi dileği... Kitabı beğenmemin nedenleri, veya, masal veya ütopik bulanlara  da bir yanıt olması derdim.  Dert çok, geçmişte de, günümüzde de. Kişisel sorunlar, toplumun sorunları en çok da.  Toplumun huzurlu olmasına çalışırsak sorunları da  birlik olarak çözer barış içinde, aç açıkta kalmadan, üstelik, her yönden gelişerek yaşayabiliriz.  Şevket Süreyya Aydemir bu durumu öncelikle toprağa bağlamış, toprak ne ister, su ister, emek ister, kendisinin anlaşılmasını, değer görülmesini ister.  “Aç ayı oynamaz” tabiri, köyde Keltepe’ de gerçekleşmiş.  Bataklık toprak, cılız meralar, hayvanlar, en önemlisi de yol yordam bilemeyen cahil köylü.  Onlar böyle olmak istememiş  tabi ki.  Unutulmuşlar, dertleri dinlenilmemiş, el verilmemiş hiç birine.  Öte yandan öğretmenliği biten, kendisini gereksiz gören  mutsuz, umutsuz bir ö...

Tarladan Kumsala - Neslihan Üstündağ

Sandalyede oturmuş termosundan çay koyup bardağına, arkasına yaslanıp gökyüzüne baktı. Yavaşça yer değiştiren Bembeyaz bulutlarla kaplıydı. "Bir annenin ak sütü gibi helal merhametiyle yağsa yağmur, yeryüzünün kararan öfkesine, yangınlarına. Hem içimiz hem dışımızın günahlarını çıkarsa, temizlense dünya," diye düşündü. Dalgalar onu çağırıyordu sanki ne çok sevdiğini bilirlerlerdi. Oynardı dalgalarla, şakalaşır, bazen o dalganın üstünden atlar bazen de deniz su yuttururdu kendisine, darılmazdı hiç, bilirdi severdi, sevilirdi de. Ahhh bir de küçükken hayali olan tekne hiç terketmezdi onu . Gündüz maviliklerle gece yıldızlarla ... geride kalırdı üzülüp engelleyemedikleri. "Nane var, kekik var, nar ekşisi var hanım." d iyen sesi duydu yine . İçi acıdı birden, ellerinde naylonlar, sırtında siyah terliğinin alt uçlarının düğümlenmesiyle oluşan torbasında Kırmızı, yeşil renklerle dolu poşetler. Kumsalda bu ağırlıklarla zor yürüyen ayaklar.... Yaşlısında siyahlı bey...

Üstün Asutay'In ardından

BASAD kafeteryasına kitap toplantısı için hep erken gelirdim, saat 10:30'da BASAD'ın emekli sanatçıları dışında kimse olmazdı kafede. Kapıyı açtığımda kim geldi diye merakla bakardı.  Üstün bey bir espri patlatır, Ferruh bey cevap verir, hatta ikisi biraz tatlı tatlı didişirler,  tek başına kahve içen yaşlı bey -adını niye öğrenmemiştim bunca senedir- toplayıp getirdiği Cumhuriyet Kitap eklerini bana verir. Kendimi birden sıcak samimi bir ortamda hissederdim. Kitap kulübü 11.00 gibi başlar, hararetli bir tartışmanın ortasında Üstün bey aniden masasından kalkıp yanımıza gelir, lafa girer, kitap o anda unutulur, Üstün beyle muhabbete başlanır, anılar, espriler derken Ferruh bey keser konuşmayı, ikisi yine tatlı tatlı atışır ve masalarına geri dönerler... Ne güzel zamanlarmış. Basad kafe artık ıssız.  Önce Ferruh bey sonra Üstün  bey güzel atlara binip gittiler...Issızız artık ve sessiz.  Bu güzel adamların anısına 

Büyük Umutlar

Charles Dickens _ Büyük Umutlar   DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ Neslihan Üstündağ paylaşımı  Babamın soyadı Pirripti, benim adım da Phillip olduğundan çocukluğumda bu iki adı bir türlü bir arada söyleyemezdim. Sadece "Pip" diyebiliyordum. Böylece adım "Pip" olarak kalmış. Herkes de beni "Pip" diye tanımış. Soyadımızın Pirrip olduğunu, babamın mezar taşından öğreniyoruz. Bir de köyde evli olan ablam Joe Gargery öyle söyler. Babamla annemin ne fotoğraflarını ne de kendilerini görmediğim için (o zamanlar henüz fotoğraf filan yokmuş) onları gözümün önünde canlandırdığım zaman zihnimde beliren, mantıksız hayallere beni onların mezar taşları kaptırmıştı. Babamın mezar taşının üstündeki harflerden anladığım kadarıyla onun kalın yapılı, tıknaz, esmer bir adam olduğuna dair garip bir inanca kapılmıştım. "Yukardakinin eşi Georgiana" diye geçen yazının karakterinden de annemin çilli, marazlı bir kadın olduğu gibi çocukça bir düşünce doğmuştu bende. Mezarlar...