Yavaşça yer değiştiren Bembeyaz bulutlarla kaplıydı.
"Bir annenin ak sütü gibi helal merhametiyle yağsa yağmur, yeryüzünün kararan öfkesine, yangınlarına. Hem içimiz hem dışımızın günahlarını çıkarsa, temizlense dünya," diye düşündü.
Dalgalar onu çağırıyordu sanki ne çok sevdiğini bilirlerlerdi.
Oynardı dalgalarla, şakalaşır, bazen o dalganın üstünden atlar bazen de deniz su yuttururdu kendisine, darılmazdı hiç, bilirdi severdi, sevilirdi de.
Ahhh bir de küçükken hayali olan tekne hiç terketmezdi onu . Gündüz maviliklerle gece yıldızlarla ... geride kalırdı üzülüp engelleyemedikleri.
"Nane var, kekik var, nar ekşisi var hanım." diyen sesi duydu yine .
İçi acıdı birden, ellerinde naylonlar, sırtında siyah terliğinin alt uçlarının düğümlenmesiyle oluşan torbasında Kırmızı, yeşil renklerle dolu poşetler.
Kumsalda bu ağırlıklarla zor yürüyen ayaklar....
Yaşlısında siyahlı beyazlı yaşmak, genç olanda ise şapkasına dolanmış ucunda rengarenk oyalarla dolu çember , bileğinde renkli taşlardan bilezikler, her ikisinde de güllerle, çiçeklerle donanmış şalvar vardı.
"Nereden geliyorsunuz? zor olmuyor mu böyle dolaşmak, pazarda neden satmıyorsunuz ?" diye arka arkaya sordu.
Emeğe saygıdan çok gereksinimi olmasa da ellerindeki her şeyden almıştı yazın başında. Bütün bir yaz çilelerini gördükçe, bir çare olmalı diyordu kendince.
-Edremit’ in Orta ova köyünden otobüslerle geliriz .
-Pazara sokmazlar bizi, onlara verecek para nerde bizde.
Anlamıştı köylünün ürününü satması zordu, biliyordu az çok.
Peki kooperatifleşmeyi düşünmez misiniz?
Yok mu yol gösterecek, yardım edecek size?
-Okul kapatıldı, öğretmen gitti, kaldık biz köylüler, bizde de bir şey bilen yok.
Hadi bana Allahaısmarladık deyip başkalarının yanına gittiler. Bazıları uzaktan hayır almayacağım diyor, bazıları da ilgileniyorlardı.
Güle güle dedi çaresizce.
Canı sıkılmıştı işte, denize girmek istemedi. Offf neden denizin keyfini çıkaramıyordu ki, aklında bir sürü sorunla maviliklere dalıyor, yine aynı şekilde çıkıyordu , bıraksaydı ya derinliklere.
Bir şey yapmalı dedi kendince.
El verilse de bu kadınlara, kendi ürettiklerini zahmetsizce satabilseler, emeklerinin karşılığını da alabilseler .
Bir keresinde tanıdıklarının köyünde nohut çıkarma işinde yardım etmek istemişti, onlar gibi ellerinde çoraplar uğraşmış durmuş, akşam belinin ağrısından doğrulamamıştı, zordu emekçilik, tarımcılık.
Geçen sene de madenlere hayır demek için kaz dağlarına Kadınlar platformuyla gitmişti.
Hatırladıkça içi bunalıyordu, neydi bu güzelim dağların. ormanların insan elinden çektikleri.
Yangında ağladığı gibi orada da ağlamıştı görünce cennetin çöl haline getirilişini.
Hep kapladığı alanın, aldığı havanın hakkını vermeli derdi. Veriyor muydu kendisi? Başkalarını suçlamadan, önce kendi yapmadan.
Topladı havlusunu, döktü kalan bardaktaki çayını,
Bir konuşmalıyım Kadın platformuyla, belki bir yol bulunur .
Ayağının yanındaki ak güvercini görünce hatırladı hemen , onlara getirdiği ekmek kırıntılarını .
Serpti hemencecik, ne de çabuk toplanmışlardı, ekmekleri kapışırlarken güvercinler yola koyuldu.
Güvercin olmalıydım, ya da denizin dalgası.....
Bulut da benim, kum da. Yanan ağaç, ağlayan çocuk da.
Gülümsedi, aslında dedi, ben her şeyim, ben hiç bir şeyim......







Yorumlar
Yorum Gönder