Ana içeriğe atla

Tarladan Kumsala - Neslihan Üstündağ



Sandalyede oturmuş termosundan çay koyup bardağına, arkasına yaslanıp gökyüzüne baktı.
Yavaşça yer değiştiren Bembeyaz bulutlarla kaplıydı.
"Bir annenin ak sütü gibi helal merhametiyle yağsa yağmur, yeryüzünün kararan öfkesine, yangınlarına. Hem içimiz hem dışımızın günahlarını çıkarsa, temizlense dünya," diye düşündü.
Dalgalar onu çağırıyordu sanki ne çok sevdiğini bilirlerlerdi.
Oynardı dalgalarla, şakalaşır, bazen o dalganın üstünden atlar bazen de deniz su yuttururdu kendisine, darılmazdı hiç, bilirdi severdi, sevilirdi de.
Ahhh bir de küçükken hayali olan tekne hiç terketmezdi onu . Gündüz maviliklerle gece yıldızlarla ... geride kalırdı üzülüp engelleyemedikleri.


"Nane var, kekik var, nar ekşisi var hanım." diyen sesi duydu yine .
İçi acıdı birden, ellerinde naylonlar, sırtında siyah terliğinin alt uçlarının düğümlenmesiyle oluşan torbasında Kırmızı, yeşil renklerle dolu poşetler.
Kumsalda bu ağırlıklarla zor yürüyen ayaklar....
Yaşlısında siyahlı beyazlı yaşmak, genç olanda ise şapkasına dolanmış ucunda rengarenk oyalarla dolu çember , bileğinde renkli taşlardan bilezikler, her ikisinde de güllerle, çiçeklerle donanmış şalvar vardı.
"Nereden geliyorsunuz? zor olmuyor mu böyle dolaşmak, pazarda neden satmıyorsunuz ?" diye arka arkaya sordu.
Emeğe saygıdan çok gereksinimi olmasa da ellerindeki her şeyden almıştı yazın başında. Bütün bir yaz çilelerini gördükçe, bir çare olmalı diyordu kendince.
-Edremit’ in Orta ova köyünden otobüslerle geliriz .


-Pazara sokmazlar bizi, onlara verecek para nerde bizde.
Anlamıştı köylünün ürününü satması zordu, biliyordu az çok.
Peki kooperatifleşmeyi düşünmez misiniz?
Yok mu yol gösterecek, yardım edecek size?
-Okul kapatıldı, öğretmen gitti, kaldık biz köylüler, bizde de bir şey bilen yok.
Hadi bana Allahaısmarladık deyip başkalarının yanına gittiler. Bazıları uzaktan hayır almayacağım diyor, bazıları da ilgileniyorlardı.
Güle güle dedi çaresizce.
Canı sıkılmıştı işte, denize girmek istemedi. Offf neden denizin keyfini çıkaramıyordu ki, aklında bir sürü sorunla maviliklere dalıyor, yine aynı şekilde çıkıyordu , bıraksaydı ya derinliklere.
Bir şey yapmalı dedi kendince.
El verilse de bu kadınlara, kendi ürettiklerini zahmetsizce satabilseler, emeklerinin karşılığını da alabilseler .
Bir keresinde tanıdıklarının köyünde nohut çıkarma işinde yardım etmek istemişti, onlar gibi ellerinde çoraplar uğraşmış durmuş, akşam belinin ağrısından doğrulamamıştı, zordu emekçilik, tarımcılık.
Geçen sene de madenlere hayır demek için kaz dağlarına Kadınlar platformuyla gitmişti.
Hatırladıkça içi bunalıyordu, neydi bu güzelim dağların. ormanların insan elinden çektikleri.
Yangında ağladığı gibi orada da ağlamıştı görünce cennetin çöl haline getirilişini.
Hep kapladığı alanın, aldığı havanın hakkını vermeli derdi. Veriyor muydu kendisi? Başkalarını suçlamadan, önce kendi yapmadan.
Topladı havlusunu, döktü kalan bardaktaki çayını,
Bir konuşmalıyım Kadın platformuyla, belki bir yol bulunur .
Ayağının yanındaki ak güvercini görünce hatırladı hemen , onlara getirdiği ekmek kırıntılarını .
Serpti hemencecik, ne de çabuk toplanmışlardı, ekmekleri kapışırlarken güvercinler yola koyuldu.
Güvercin olmalıydım, ya da denizin dalgası.....
Bulut da benim, kum da. Yanan ağaç, ağlayan çocuk da.
Gülümsedi, aslında dedi, ben her şeyim, ben hiç bir şeyim......


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kör Burun - Hikmet Hükümenoğlu

Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun romanı, Mürekkep Yürekler buluşmamızda uzun uzun konuştuğumuz, her okurda farklı izler bırakan, katmanlı ve düşündürücü bir metin. Türkiye’nin yaklaşık 1950’lerden 1990’lara uzanan bir dönemini, Körburun adlı kurgusal  bir adada geçen  roman; bireysel hikâyelerle toplumsal dönüşümleri iç içe geçirerek hem karakterlerin hem de okurun kendi geçmişiyle yüzleşmesine alan açıyor. Roman, siyasal gelişmelerin karakterlerin hayatlarını belirlediği bir atmosfer sunsa da, doğrudan politik bir tartışma yürütme ya da tarihsel bir yargı koyma amacı taşımıyor. Aksine, toplumsal olayların bireylerin iç dünyasında bıraktığı izleri, “nesilden nesile geçen tortu”yu ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını anlatıyor. Zaman, hafıza ve dönüşüm Körburun ’un en belirgin temalarından biri zamanın dönüştürücü gücü. Romanda geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmaz; duygular, travmalar ve ilişkiler yıllar sonra bile yeniden filizlenir. Kitapta altını çizdiğimiz şu cü...

Zamir Toplantısı - Erhan Çıpa

  Sevgili   Neslihan arkadaşlarımın kitap kulübü için buluştukları mekânın ismi ‘İstanbul Sanat Kafe’ Onların yöntemlerini sana aktarmak için çıktığım bu yolculukta üst üte tesadüfler gelişiyor, sokağın adı “ Mektupçu Sokağı ” olduğundan anlatım dili olarak bu yönteme başvuruyorum. Yine tesadüf olarak sizin tartıştığınız Hakan  Günday’ ın ZAMİR kitabını seçmişler,-önce izin isteyip-kenara ilişiyorum. Erdinç ağabeyimin geçmiş zamanda doğum günümde bana hediye ettiği  Hakan Günday  kitabının-ismini bile unuttum-kapağını dahi açmadığım için suçluluk duyuyorum. Sağ olsun bir arkadaş kendi kitabını veriyor, ben kitabın sayfaları arasında gezinirken yanıma yanaşan kedicikle farklı türden duygular yaşamaya başlıyorum. Hakan Günday  sinema sanatına olan özel ilgisiyle, -belki de dizi senaryosu yazdığından- kitaba öylesi bir hızlı giriş yapıyor ki ilk sayfaları okuyan birinin kitabı elinden bırakması imkânsız. Işın Hanım -önceden sorduğum soruya karşılık olarak-“Biz...

Çivisi Çıkmış Dünya

Çivisi Çıkmış Dünya  Orjinal isim: Le Dereglement Du Monde Yazarı  : Amin Maalouf Tür :   Deneme Sayfa Sayısı: 216 Baskı Yılı: 2016 Dili: Türkçe Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları  Kültürü diğerleri gibi bir alan olarak ya da belli bir insan kategorisi için yaşamı güzelleştirmenin bir yolu olarak görmek, hangi yüzyılda olduğumuzu, hangi binyılda olduğumuzu şaşırmak demektir. Bugün, kültüre düşen rol, çağdaşlarımıza hayatta kalmalarını sağlayacak entelektüel ve manevi araçları sağlamaktır, başka bir şey değildir. Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Çivisi Çıkmış Dünya : Gazete yığınına işaret ederek "Hangisine inanacağız?" diye sormuştum ona bir gün. Gazetesinden başını kaldırmadan bana şöyle yanıt vermişti: "Hiçbirine ve hepsine. Hiçbiri sana bütün gerçeği aktarmaz, ama her biri kendi gerçeğini yansıtır. Hepsini okursan eğer ve ayırt etme yetisine sahipsen, işin özünü anlarsın." Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Amin Maalouf’un 2...