Ana içeriğe atla

İstanbul’da Bir Cuma: Simit, Sahaflar ve Eski Kitapların Peşinde

 

Simit, Eski Kitaplar ve Beyoğlu’nda Bir Cuma

Kış bu yıl İstanbul’a erken geldi sanki. Daha eylül bitmeden yağmurlar başladı, hava birden serinledi. Çarşamba günü gitmeyi planladığımız Beyoğlu Sahaf Festivalini yağmur yüzünden ertelemek zorunda kaldık. Cuma günü hava açınca, bu kez güzel bir İstanbul gününü yakalayıp yola çıktık.

Fransız Yetimhanesine Tophane tarafından yürüyerek çıkmayı seviyorum. Yokuş boyunca sıralanan hediyelik eşya dükkânlarına baka baka, bazen bir dükkânın önünde durup oyalanarak ilerledik. Tophane Fırını’na uğrayıp sıcak simitlerimizi de aldık. İstanbul’da bazı gezilerin küçük ritüelleri var; yürümek, simit almak, vitrinlere bakmak… Daha festival alanına ulaşmadan günün kendisi bir geziye dönüşüyor.

Bu yıl 15. kez düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali, eski Fransız Yetimhanesi’nde kurulmuştu. Daha kapıdan girer girmez mekânın festivale ne kadar yakıştığını düşündüm. Eski binanın dokusu, kitapların kokusu, raflarda ve masalarda duran eski dergiler, ilk baskılar, nadir kitaplar, tarihi belgeler ve efemera…

Yeni olanın hızından uzak, başka bir zamana ait bir dünya.

Sahaf festivallerinin en güzel yanı da bu galiba. Sadece kitap satın almaya gitmiyorsunuz. Bir kitabın kapağına, eski bir fotoğrafa, unutulmuş bir belgeye, üzerinde başka bir zamanın izini taşıyan bir kâğıda bakarken geçmişle karşılaşıyorsunuz. Bazen elinize aldığınız bir kitabın kendisinden çok, daha önce kimlerin elinde dolaştığını düşünüyorsunuz.

Fransız Yetimhanesi’nin eski duvarları arasında dolaşırken kitaplarla bina birbirini tamamlıyordu. Sanki sahaflar geçici olarak buraya taşınmamış, burası yıllardır kitapları bekliyormuş gibiydi.

Festival yalnızca sahaflardan ve kitaplardan oluşmuyordu. Söyleşiler, atölyeler, tematik buluşmalar ve paneller de vardı. Emin Nedret İşli’nin “Cadde-i Kebir” söyleşisiyle Beyoğlu ve İstiklal Caddesi’nin sahaf kültürünü dinlemek de bu atmosferin bir parçası olmalı, biz dinleyemesek de.

Bizim için günün başka güzel bir anı da kafede oturup biraz soluklanmak oldu. Eski zamanları çağrıştıran müzikler çalarken kahvemizi içtik. Kitapların, eski binanın ve müziğin arasında zaman biraz yavaşladı. Istanbul'da böyle anlar var; kalabalığın ortasında birden kendi zamanınıza çekiliyorsunuz.

Bir tek Kartonpiyer Müzesinin açık olmamasına üzüldüm. Sahaf Festivali’nin hemen yanında böyle bir müzeyi de gezebilseydik günün hikâyesi tamamlanmış olacaktı. Eski kitapların ardından eski İstanbul’un başka bir izine bakmak güzel olurdu.

Yine de yağmur yüzünden ertelediğimiz çarşamba gününün ardından gelen bu cuma iyi oldu. Tophane yokuşu, hediyelik eşya dükkânları, sıcak simit, eski Yetimhane, sahaf masaları, nadir kitaplar, bir kafede nostaljik müzik eşliğinde oturmak…

Bazen İstanbul’da güzel bir gün geçirmek için büyük bir plan yapmaya gerek yok.

Bir yokuştan yürümek, sıcak bir simit almak ve eski kitapların arasında biraz kaybolmak yeter.

 













Yorumlar

  1. Kitaplar arasında gezinmek ve simit kokusu çok güzel...Kaleminle Beyoğlu sahafı bir daha gezmiş oldum. Kalemine yüreğine sağlık...🙏🌻🌸✍️❤️😥👏

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kör Burun - Hikmet Hükümenoğlu

Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun romanı, Mürekkep Yürekler buluşmamızda uzun uzun konuştuğumuz, her okurda farklı izler bırakan, katmanlı ve düşündürücü bir metin. Türkiye’nin yaklaşık 1950’lerden 1990’lara uzanan bir dönemini, Körburun adlı kurgusal  bir adada geçen  roman; bireysel hikâyelerle toplumsal dönüşümleri iç içe geçirerek hem karakterlerin hem de okurun kendi geçmişiyle yüzleşmesine alan açıyor. Roman, siyasal gelişmelerin karakterlerin hayatlarını belirlediği bir atmosfer sunsa da, doğrudan politik bir tartışma yürütme ya da tarihsel bir yargı koyma amacı taşımıyor. Aksine, toplumsal olayların bireylerin iç dünyasında bıraktığı izleri, “nesilden nesile geçen tortu”yu ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını anlatıyor. Zaman, hafıza ve dönüşüm Körburun ’un en belirgin temalarından biri zamanın dönüştürücü gücü. Romanda geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmaz; duygular, travmalar ve ilişkiler yıllar sonra bile yeniden filizlenir. Kitapta altını çizdiğimiz şu cü...

Çivisi Çıkmış Dünya

Çivisi Çıkmış Dünya  Orjinal isim: Le Dereglement Du Monde Yazarı  : Amin Maalouf Tür :   Deneme Sayfa Sayısı: 216 Baskı Yılı: 2016 Dili: Türkçe Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları  Kültürü diğerleri gibi bir alan olarak ya da belli bir insan kategorisi için yaşamı güzelleştirmenin bir yolu olarak görmek, hangi yüzyılda olduğumuzu, hangi binyılda olduğumuzu şaşırmak demektir. Bugün, kültüre düşen rol, çağdaşlarımıza hayatta kalmalarını sağlayacak entelektüel ve manevi araçları sağlamaktır, başka bir şey değildir. Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Çivisi Çıkmış Dünya : Gazete yığınına işaret ederek "Hangisine inanacağız?" diye sormuştum ona bir gün. Gazetesinden başını kaldırmadan bana şöyle yanıt vermişti: "Hiçbirine ve hepsine. Hiçbiri sana bütün gerçeği aktarmaz, ama her biri kendi gerçeğini yansıtır. Hepsini okursan eğer ve ayırt etme yetisine sahipsen, işin özünü anlarsın." Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Amin Maalouf’un 2...

Zamir Toplantısı - Erhan Çıpa

  Sevgili   Neslihan arkadaşlarımın kitap kulübü için buluştukları mekânın ismi ‘İstanbul Sanat Kafe’ Onların yöntemlerini sana aktarmak için çıktığım bu yolculukta üst üte tesadüfler gelişiyor, sokağın adı “ Mektupçu Sokağı ” olduğundan anlatım dili olarak bu yönteme başvuruyorum. Yine tesadüf olarak sizin tartıştığınız Hakan  Günday’ ın ZAMİR kitabını seçmişler,-önce izin isteyip-kenara ilişiyorum. Erdinç ağabeyimin geçmiş zamanda doğum günümde bana hediye ettiği  Hakan Günday  kitabının-ismini bile unuttum-kapağını dahi açmadığım için suçluluk duyuyorum. Sağ olsun bir arkadaş kendi kitabını veriyor, ben kitabın sayfaları arasında gezinirken yanıma yanaşan kedicikle farklı türden duygular yaşamaya başlıyorum. Hakan Günday  sinema sanatına olan özel ilgisiyle, -belki de dizi senaryosu yazdığından- kitaba öylesi bir hızlı giriş yapıyor ki ilk sayfaları okuyan birinin kitabı elinden bırakması imkânsız. Işın Hanım -önceden sorduğum soruya karşılık olarak-“Biz...