Ana içeriğe atla

Kuzguncuk

 Günlerce yağan yağmurdan sonra güneş açınca Kuzguncuk'a gittik. Hala biraz serin ama güneş varya...Bir de deniz daha ne ister insan. Vapur Kafede çay içip, Üryanizade Camii'ne yürüdük. Ahşap minaresi çok zarif. Boğazın kıyısında minnacık bir cami ve insan kendini o şafataftlı, büyük camilerde olduğundan daha fazla Allah'a yakın hissediyor.  Camiiden sonra Kuzguncuk sokaklarında avare gezdik. Bostan'da oturduk.  Nevmekanda yemek yedik.  Ayrıca Alev Ermiş Mavitan'ın sergisine gittik. Bendir malzemesi üzerine çizilmiş Bendir çalan kadın resimleri gerçekten ilginçti...

Kuzguncuk IMOGA ART SPACE, 05 - 28 Mart 2026 tarihleri arasında Alev Ermiş Mavitan’ın “SES” isimli sergisine ev sahipliği yapıyor.



Bu sergi, sanatçının biçiminden, sesinden, sanatçısının görselinden etkilendiği bir enstrüman olan BENDİR ve sessiz figürlerlerinden oluşan çeşitlemeleridir. Kadim enstrüman BENDİR yalnızca işitsel bir unsur değil; sessizliğe itilmiş kadınların bastırılmış hafızasının simgesidir.



“Bir ses çıkarmayacak mısınız?” sorusu, serginin çıkış noktasını oluşturur. Sanatçı, sessiz bırakılmış figürleri resim dili aracılığıyla görünür kılar ve imgeden özneye dönüştürür. Genel ve kadim sorun, kadim malzeme, kadim enstrüman ve kadim teknik; geçmişle bugün arasında bir süreklilik kurar. Sergi izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, duymaya ve kendi sessizliğiyle yüzleşmeye davet eder.





































Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kör Burun - Hikmet Hükümenoğlu

Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun romanı, Mürekkep Yürekler buluşmamızda uzun uzun konuştuğumuz, her okurda farklı izler bırakan, katmanlı ve düşündürücü bir metin. Türkiye’nin yaklaşık 1950’lerden 1990’lara uzanan bir dönemini, Körburun adlı kurgusal  bir adada geçen  roman; bireysel hikâyelerle toplumsal dönüşümleri iç içe geçirerek hem karakterlerin hem de okurun kendi geçmişiyle yüzleşmesine alan açıyor. Roman, siyasal gelişmelerin karakterlerin hayatlarını belirlediği bir atmosfer sunsa da, doğrudan politik bir tartışma yürütme ya da tarihsel bir yargı koyma amacı taşımıyor. Aksine, toplumsal olayların bireylerin iç dünyasında bıraktığı izleri, “nesilden nesile geçen tortu”yu ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını anlatıyor. Zaman, hafıza ve dönüşüm Körburun ’un en belirgin temalarından biri zamanın dönüştürücü gücü. Romanda geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmaz; duygular, travmalar ve ilişkiler yıllar sonra bile yeniden filizlenir. Kitapta altını çizdiğimiz şu cü...

Yağmurlu günde Sergi Gezileri

Arter'de Sarkis ve Salt Beyoğlunda Handan Börütecene sergilini geziik, Mısır Apartmanında çay içtik   Bir mekânla birlikte var olmak, mekânsal referanslar veya çağrışımlar üstlenmek veya yeni bir mekân kurgulamak üzere tasarladığı yapıtlarını her sergilenişte değişime ve yorumlamaya açık tutan Sarkis, Arter’deki  SONSUZ  adlı sergisinde de kurumun koleksiyonunda yer alan yapıtlarından seçtiklerini birbirleriyle ilk kez buluştururken, onlara Arter’in 2. kat galerisinde yeni bir yaşam ve deneyim alanı açıyor.   1980’li yıllardan başlayıp sanatçının 2015 yılında Venedik Bienali Türkiye Pavyonu için gerçekleştirdiği  Respiro  isimli yerleştirmesinden çeşitli parçaları da içine alarak Sarkis’in üretiminde geniş bir zaman dilimini kapsayan  SONSUZ , ısıtma, yakma, kamuflaj, bellek, iz bırakma, atölye, ev gibi sanatçının eserlerine sıklıkla eşlik eden kavram ve temaların yanı sıra ışık, renk ve müzik gibi farklı unsurların pratiğinde oynadığı başat rolü ...

Zamir Toplantısı - Erhan Çıpa

  Sevgili   Neslihan arkadaşlarımın kitap kulübü için buluştukları mekânın ismi ‘İstanbul Sanat Kafe’ Onların yöntemlerini sana aktarmak için çıktığım bu yolculukta üst üte tesadüfler gelişiyor, sokağın adı “ Mektupçu Sokağı ” olduğundan anlatım dili olarak bu yönteme başvuruyorum. Yine tesadüf olarak sizin tartıştığınız Hakan  Günday’ ın ZAMİR kitabını seçmişler,-önce izin isteyip-kenara ilişiyorum. Erdinç ağabeyimin geçmiş zamanda doğum günümde bana hediye ettiği  Hakan Günday  kitabının-ismini bile unuttum-kapağını dahi açmadığım için suçluluk duyuyorum. Sağ olsun bir arkadaş kendi kitabını veriyor, ben kitabın sayfaları arasında gezinirken yanıma yanaşan kedicikle farklı türden duygular yaşamaya başlıyorum. Hakan Günday  sinema sanatına olan özel ilgisiyle, -belki de dizi senaryosu yazdığından- kitaba öylesi bir hızlı giriş yapıyor ki ilk sayfaları okuyan birinin kitabı elinden bırakması imkânsız. Işın Hanım -önceden sorduğum soruya karşılık olarak-“Biz...