Ana içeriğe atla

Bir At Bara Gitmiş

Bir At Bara Girmiş romanı da bir stand-up’çının bir akşam sahnede neler anlattığı üzerine kurgulanmış. ‘Hayatımı anlatsam roman olur’ klişesini David Grossman stand-up’çıya yükleyerek sahnede denemiş ve olmuş. Dovaleh adında gözlüklü, bacaksız ve paspal birinin İsrail’in Natanya şehrinde, ağustos ayında bir gece kulübünde sahneye çıkmasıyla başlıyor roman. Kırk yıl önceki arkadaşı bölge mahkeme eski yargıcı olan Avishai Lazar’ı gösterisini izlemesi için telefonda ikna etmesinden sonra roman yargıcın ve Dovelah’ın anlatımlarıyla ilerliyor. Yargıç romanın sonuna kadar neden ısrarla çağrıldığını anlayamıyor. Gösteriyi izlerken gözlemlerini aktarması romanın bel kemiğini oluşturuyor zira mekânın atmosferini okuyucuya hissettiren yargıcın dili oluyor. Gerilimi, heyecanı, coşkuyu, çöküşü seyircilerden ve Dovelah’tan okuyan, anlatan yargıç kulüpteki nabzı çok iyi yakalıyor.

Çeviri biraz daha iyi olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum, esprileri tam anlayamıyorum, ama kitabı da bırakamıyorum. 
“Neden gelmem için o kadar ısrar etti ki? Kendi kendisini incitmekte bu kadar başarılıyken başkasına neden gerek duyduğunu merak ediyorum.” (sf.16 ) Buradan kitabın bir günah çıkarma ayinine doğru yol alacağının ipuçlarını okuyucuya veriyor yazar.

“Egosundan atlayıp IQ’sunun üstüne düşer!” ( sf. 118 ) diye eleştirdiği İsrail askerlerine lafını esirgemezken, İsrail’i çevreleyen Arap devletlerine de, nasıl da kendi kendileriyle uğraşıyorlar diyerek kantarı terazide tutmaya gayret ediyor. Sık sık babasından dayak yediğini anlatan Dovelah’ın sahnede sıkıştıkça gösterisinin arasına serpiştirdiği fıkralar da kurtarmıyor ve birçok seyirci terk ediyor gösteriyi. Oysa sıkıcı olan gerçek hikayenin sürprizi sonundadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kör Burun - Hikmet Hükümenoğlu

Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun romanı, Mürekkep Yürekler buluşmamızda uzun uzun konuştuğumuz, her okurda farklı izler bırakan, katmanlı ve düşündürücü bir metin. Türkiye’nin yaklaşık 1950’lerden 1990’lara uzanan bir dönemini, Körburun adlı kurgusal  bir adada geçen  roman; bireysel hikâyelerle toplumsal dönüşümleri iç içe geçirerek hem karakterlerin hem de okurun kendi geçmişiyle yüzleşmesine alan açıyor. Roman, siyasal gelişmelerin karakterlerin hayatlarını belirlediği bir atmosfer sunsa da, doğrudan politik bir tartışma yürütme ya da tarihsel bir yargı koyma amacı taşımıyor. Aksine, toplumsal olayların bireylerin iç dünyasında bıraktığı izleri, “nesilden nesile geçen tortu”yu ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını anlatıyor. Zaman, hafıza ve dönüşüm Körburun ’un en belirgin temalarından biri zamanın dönüştürücü gücü. Romanda geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmaz; duygular, travmalar ve ilişkiler yıllar sonra bile yeniden filizlenir. Kitapta altını çizdiğimiz şu cü...

Yağmurlu günde Sergi Gezileri

Arter'de Sarkis ve Salt Beyoğlunda Handan Börütecene sergilini geziik, Mısır Apartmanında çay içtik   Bir mekânla birlikte var olmak, mekânsal referanslar veya çağrışımlar üstlenmek veya yeni bir mekân kurgulamak üzere tasarladığı yapıtlarını her sergilenişte değişime ve yorumlamaya açık tutan Sarkis, Arter’deki  SONSUZ  adlı sergisinde de kurumun koleksiyonunda yer alan yapıtlarından seçtiklerini birbirleriyle ilk kez buluştururken, onlara Arter’in 2. kat galerisinde yeni bir yaşam ve deneyim alanı açıyor.   1980’li yıllardan başlayıp sanatçının 2015 yılında Venedik Bienali Türkiye Pavyonu için gerçekleştirdiği  Respiro  isimli yerleştirmesinden çeşitli parçaları da içine alarak Sarkis’in üretiminde geniş bir zaman dilimini kapsayan  SONSUZ , ısıtma, yakma, kamuflaj, bellek, iz bırakma, atölye, ev gibi sanatçının eserlerine sıklıkla eşlik eden kavram ve temaların yanı sıra ışık, renk ve müzik gibi farklı unsurların pratiğinde oynadığı başat rolü ...

Zamir Toplantısı - Erhan Çıpa

  Sevgili   Neslihan arkadaşlarımın kitap kulübü için buluştukları mekânın ismi ‘İstanbul Sanat Kafe’ Onların yöntemlerini sana aktarmak için çıktığım bu yolculukta üst üte tesadüfler gelişiyor, sokağın adı “ Mektupçu Sokağı ” olduğundan anlatım dili olarak bu yönteme başvuruyorum. Yine tesadüf olarak sizin tartıştığınız Hakan  Günday’ ın ZAMİR kitabını seçmişler,-önce izin isteyip-kenara ilişiyorum. Erdinç ağabeyimin geçmiş zamanda doğum günümde bana hediye ettiği  Hakan Günday  kitabının-ismini bile unuttum-kapağını dahi açmadığım için suçluluk duyuyorum. Sağ olsun bir arkadaş kendi kitabını veriyor, ben kitabın sayfaları arasında gezinirken yanıma yanaşan kedicikle farklı türden duygular yaşamaya başlıyorum. Hakan Günday  sinema sanatına olan özel ilgisiyle, -belki de dizi senaryosu yazdığından- kitaba öylesi bir hızlı giriş yapıyor ki ilk sayfaları okuyan birinin kitabı elinden bırakması imkânsız. Işın Hanım -önceden sorduğum soruya karşılık olarak-“Biz...