Sevgili grup üyemiz Seyda Semercioğlu'nun sunumundan notlar:
Anlatıcı İbrahim aslen Mardin'li olup İstanbul'da gazeteci olarak hayatını sürdürmektedir. Bir gün gazetede küçük bir cinayet haberi görür. Amerika'da pizzacı bir genç adam (Hüseyin) ırkçı faşistler tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür. Öldürülen genç Mardinlidir. Yazar bu gencin çocukluk arkadaşı Hüseyin olduğunu farkeder ve olayı araştırmak üzere Mardin'e gider. Burada büyük şehir yaşamında unutulmaya yüz tutan anılarını ve modern yaşamdan çok farklı olan Ortadoğu kültürünü tekrar yaşamaya başlar. İkilem içerisinde kalır. Gerçek modern dünya İstanbul'mudur? Yoksa Mardin'mi? Yoksa ikiside mi?
Kitapta, İsmail'in arkadaşı Hüseyin ve Ezidi kızı Meleknaz'ın tutkulu aşkından yola çıkarak birkaç yıl önce Irak'ta yüzyıllardır yaşadıkları yerlerden Şengal dağlarına sürülen Ezidi halkına, İşid tarafından yapılan acımasız zülm ve işkenceler tüm çıplaklığıyla anlatılmaktadır. Bu çoğrafyanın en kadim ve en çilekeş halkı Ezidiler'in inançlarını antalması açısından da önemli bir romandır.
Kitaptan ilginç birparagraf söyle;
"Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve
dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur."
Evet; daha bir kaç yıl önce Suriye'den Türkiye'ye göç başladığında Ezidi kadınların İşid canilerinden gördükleri inanılması güç olan insanlık dışı muameleyi ve işkenceyi kitabın 91 ve 96 sayfası arasında okuyarak Zilan'ın agzından sizlere aktarıyorum.
Kitabın ve bu zulmün 3 kelime ile özeti ise, Hüzeyin'İn ölürken dudaklarından dökülen şu sözler : BEN BİR İNSANDIM
Anlatıcı İbrahim aslen Mardin'li olup İstanbul'da gazeteci olarak hayatını sürdürmektedir. Bir gün gazetede küçük bir cinayet haberi görür. Amerika'da pizzacı bir genç adam (Hüseyin) ırkçı faşistler tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür. Öldürülen genç Mardinlidir. Yazar bu gencin çocukluk arkadaşı Hüseyin olduğunu farkeder ve olayı araştırmak üzere Mardin'e gider. Burada büyük şehir yaşamında unutulmaya yüz tutan anılarını ve modern yaşamdan çok farklı olan Ortadoğu kültürünü tekrar yaşamaya başlar. İkilem içerisinde kalır. Gerçek modern dünya İstanbul'mudur? Yoksa Mardin'mi? Yoksa ikiside mi?
Kitapta, İsmail'in arkadaşı Hüseyin ve Ezidi kızı Meleknaz'ın tutkulu aşkından yola çıkarak birkaç yıl önce Irak'ta yüzyıllardır yaşadıkları yerlerden Şengal dağlarına sürülen Ezidi halkına, İşid tarafından yapılan acımasız zülm ve işkenceler tüm çıplaklığıyla anlatılmaktadır. Bu çoğrafyanın en kadim ve en çilekeş halkı Ezidiler'in inançlarını antalması açısından da önemli bir romandır.
Kitaptan ilginç birparagraf söyle;
"Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve
dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur."
Evet; daha bir kaç yıl önce Suriye'den Türkiye'ye göç başladığında Ezidi kadınların İşid canilerinden gördükleri inanılması güç olan insanlık dışı muameleyi ve işkenceyi kitabın 91 ve 96 sayfası arasında okuyarak Zilan'ın agzından sizlere aktarıyorum.
Kitabın ve bu zulmün 3 kelime ile özeti ise, Hüzeyin'İn ölürken dudaklarından dökülen şu sözler : BEN BİR İNSANDIM

Yorumlar
Yorum Gönder