Ana içeriğe atla

Tokyo Uçuşu İptal

Özgün adı: Tokyo Cancelled
Onüç hikayeli kitabı okuyan onüç üye :
Çeviri: Deniz Keskin
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2015
2. Basım: Şubat 2016



Hava koşulları yüzünden başka bir şehre mecburi iniş yapan Tokyo uçağının yolcularının büyük kısmı otellere yerleştirilir, ama on üç yolcu yer sıkıntısından dolayı havaalanında sabahlamak zorunda kalır. Hiç tanımadığınız bir grup insanla kapalı bir alanda mahsur kaldığınızda, zamanın geçmesini sağlamak için yapabileceğiniz en eğlenceli şey nedir peki? Tabii ki hikâyeler anlatmak!
Boccaccio'nun Decameron'u ve Chaucer'ın Canterbury Hikâyeleri’ninkine benzer bir ruhla yazılmış olan Tokyo Uçuşu İptal, dünyanın farklı köşelerinde, birbirinden çok farklı karakterlerin başından geçen ilginç olayları anlatan on üç hikâyeden oluşuyor. Gerçekçiliğin katı kuralları yerine hayal gücünün kural tanımazlığının hüküm sürdüğü bu hikâyeler büyüklere yönelik modern zaman masalları olarak da görülebilir. Ama her şeyin tozpembe olduğu ve kahramanların sonsuza kadar mutlu yaşadığı masallar değil bunlar; aksine, tutkuları ve zaaflarıyla insan ruhunun karanlık yönlerini eşeleyen, olayların hiç de beklendiği gibi gelişmediği, kaderin cilve ve silleleriyle örülü masallar.
Daha önce Solo adlı romanını yayımladığımız Hint asıllı Britanyalı yazar Rana Dasgupta'nın ustalıklı bir dille kaleme aldığı bu eğlenceli kitap, tarihin kendisi kadar eski olan hikâye anlatma geleneğine de bir saygı duruşu... Metis Yayınları



KİTAP ÜZERİNE NOTLAR  - GÜLSEVİNÇ DEMİR 


Yazar Rana Dasgupta  hint asıllı bir roman ve deneme yazarı.1971’de İngiltere’de doğmuş.Oxford Üniversitesi Balliol Koleji ve Visconsin Üniversitesinde öğrenim görmüş.Şu anda Hindistan’ın Delhi kentinde yaşıyor ve bazı yayınlarda makaleler yazıyor.
Kitapta 13 yolcunun anlattığı 13 masal yer alıyor.Tokyo Uçuşunun İptal edilmesiyle uçak yolcusu 323 kişiden kendilerine kalacak yer ayarlayamayan 13 yolcu havaalanında beklemek durumunda kalırlar ve birbirlerine zamanı geçirebilmek adına masal anlatırlar.Modern zamanların Binbir Gece Masalları tadı bırakan bu 13 masaldan oluşmuş kitapta ilgimi çeken satırları aşağıda sizlerle paylaşacağım.
_Havayla tartışılmaz...
_İki dünya arasında, herhangi iki yer arasında gizli bir tünele benzeyen bir mekanda öylece terkedilmiş yolcular..
_323 insanın hepsi kendi biricik dertlerinin bir şekilde duyulması için feryat ediyorlardı...
_Endişeli bir nabız monitörü gibi cıyaklayan döner bagaj bandı...
_ Evrenin o herzamanki bencil sinsiliği...
_Yayılan koku geçmişi bile zehirleyecek kadar kuvvetliydi...
_Geçmiş, kayda geçmiş şeylerdir.
_Hatırlamak geçmişle ilgili bir şeydir.
_ Bazen gelecek, geçmişin bildiğimiz kurallara göre ilerleyişinden ibaret değildir.Devrimler ve İmparatorlukların çöküşlerine bakın.Bence hepimizin başına şimdiye kadar hiç düşünmediğimiz şeyler gelecek.O noktada, hayatınızın bir saniyesini bile kendinizi bu şeye hazırlamak için harcamamış olacaksınız.Ama bu böyle olacak göreceksiniz.
_Hatıralar hep seni arıyormuş da karşılaşınca içgüdüsel olarak sana tutunuyormuş gibi.
_Zaman yerkürenin yüzeyinde nazikçe akıyor.
_Chopin’in noktürnlerinden bir kaçı sabah saatlerine uygunken prelüd ve füglerin pek çoğu gecenin derinliklerine aitti.
_Okudukları Osmanlı İmparatorluğunun ağır ağır çürümesine , imparatorluğun leşini bölüşmek üzere Berlin, Londra ve St.Petersburg’da yapılan planlar ile Paris’te şiir ve patlayıcılar üzerine çalışmalarını sürdüren Bulgar ve Romen devrimciler hakkındaydı.
_13 mana katmanına uygun, oldukça iyi bir hikayeydi.
_Kalbi onu ter etmişti, pırıl pırıl gökyüzünde bir deniz kuşu olup uçmuştu, ama aynı zamanda göğsünün içinde tersane işçisinin çekici altındaki metal levhalar gibi tangırdıyordu.
_İstanbul’a hoşgeldiniz!.Atatürk’ün parlayan gözleri, süslü bir çerçeveden aşağı bakıyordu.
Rulet çarkı benim on üçün uğursuz olduğunu düşündüğümü düşünüyor. On üçe oynamam zannediyor. Tam da bu yüzden on üçe oynamalıyım.Hepsini on üçe oyna.
_Rengi çoktan solmuş bir Ayasofya posteri.
_Sinek gelip göğsüne kondu, ikisi uzun uzun sineğe baktı.Kadife dokulu yanardöner gözler bir an hareketsiz suratlarına sabitlendi.Sonra sabırsız bir vızıltıyla kayboldu.Sadece ikisi vardı yine.
_Bu üçüncü çakılma , yeni fikirlerin doğmasına vesile oldu.Malum, bazen hayal gücünün tembelliğinden silkinebilmesi için önce gerçeklşğin kendini tüketmesi gerekir.
_Büyük İstanbul şehrinde, Süleymaniye Camii’nin etrafındaki huzurlu türbelerin yakınlarında, hem şehir halkının hem de turistlerin rağbet ettiği Kapalıçarşı’ya uzak denemeyecek bir mesafede Laleli diye bir yer vardır. Başka ülkelerden tüccarlar gelip buradan giysi alır, götürüp kendi memleketlerinde satar.Buraya hızlı adımlarla ve çok çalışan insanlara özgü incecik bedenleriyle ulaşan kadınlar, obez vücutlar ve kıpkırmızı yanaklarla ayrılır, çünkü valizlerini alabileceğinin azamisi ile doldurduktan sonra, bir düzine yeni gömlek ve bluzu, üzerine de kat kat yakası kürklü ceketi giyip öyle düşmüşlerdir dönüş yoluna.İstanbul’da-tabii Ankara’da ve İzmir’de de Türk erkekleri ve kadınları gözden ırak atölyelerde kendi zevkleri için fazla barok kaçan, MOskova, Sofya ve Mİnsk’in gözde barlarında ve klasik kokteyl partilerinde giyilen kürk ve deri giysiler diker.İşte o giysiler, tecrübeli yabancı tüccarın her inceliği bilen gözlerine takılsın diye sıra sıra Laleli dükkanlarının camekanlarına getirilip asılır.(‘’En az on parça satılır, hanımefendi, beşyüz dolar, sadece nakit çalışıyoruz.’’)
_Arkada tertemiz bir ırmakta çamaşır yıkayan Japon kadınlar, en gerideyse ufka yumuşacık bir yay gibi çizilmiş tepesi ve sevgilinin dudağı üzerindek çukuru andırak krateri ile Fuji Dağı görünüyordu.
Tekerlekli sandalyede bir adam , boş bir dükkanın vitrinine beş ayrı Atatürk posteri asmış, altlarına da 1,5 milyon TL yazmıştı.
Klaus uzun süredir Bakü_Tiflis_Ceyhan boru hattının sinir bozucu siyasi belirsizlikleriyle boğuşuyordu.
Ülkemiz hakkındaki klişeyi bilirsniz.Üç kıtanın buluşma yeri.İki denize de kıyısı olan tek ülke biziz.Boğazdan geçen gemileri saymak milli hobilerim,zden biridir.
Boğaz petrol yüklemek için Akdeniz’den gelip Karadeniz’e çıkan ve geri dönen gemilerin akınına uğruyor.Yıllardır bu trafiği devreden çıkarıp, Bakü ‘den başlayarak doğrudan bizim güney kıyılarımıza inecek bir boru hattı için Uluslararası destek bulmaya çalışıyoruz.Bu meselede , petrolü Rusya ve İran gibi haydut devletlerin eline verecek planlardan pek tabii hoşlanmayan Amerikalı kardeşlerimizin kıymetli desteğine sahibiz.
Bilinmeyen kelimeler: ______________________
Totoloji; Doğru olanı ve bilgiyi kantlama (her daim doğru olan ifade)
Ajitatör; Tahrikçi,ortalığı karıştırıcı
Eskatolojik işleyiş; İnsanlığın nihai kaderi ve dünyanın sonu ile ilgilenir.


TOKYO UÇUŞU İPTAL'İN  İLK HİKAYESİ  TERZİ  - ZEYNEP BABA:

Önceleri gayet sık rastlanan ama şimdilerde ne yazık ki pek zor bulunan o küçük ve dünyaya kayıtsız yerlerden birinden ibrahim adında bir prens vardı.

Bir yaz günü cipiyle "şu köylülerin o kadar vakti nasıl harcadığını görmek için" krallığının eyaletlerini kapsayan bir seyahata çıkmaya karar verdi. Elbiselerini ve cipinin camından atacağı dolar banknotlarını hazırlayıp, saraya girip çıkan arkadaşları eşliğinde, baba parasıyla alınmış arabaların birbirleriyle yarıştığı, aralıksız çığlıkların atıldığı bir kervanla yola çıktı.

Şehrin dış mahallelerinin harap sokakları bitip te kırsalın manzarası ufka egemen olunca gençler ister istyemez sessizleşitler.  Hiç mola vermeden epey mesafe katetmişlerdi. Küçük bir kasabaya yaklaştıklarında prens arabasını kenara çekip, durdurdu. Çarpılan araba kapısı seslerinin arasında sahneye polo yaka tişörtler, özel tasarım kot pantolonlar, gün ışığının yansıdığı devasa kemer tokaları   ve İtalyan malı güneş etrafa egemendi. Klip çekmeye gelen ünlü oyuncular diye kasaba halkı etraflarında toplandı. Keçiler ve tavuklar ise meleyerek ve gıdaklayarak sahneden kaçtılar. Kasaba halkı şaşkın gözlerle yeni gelenleri izliyor, onlara ikramda bulunuyordu.  Terzi Mustafa diktiği elbiseleri, özellikle de ipek elbiseyi prense gösterdi. Prens elbiseyi beğenmişti ama daha ihtişamlısını dikmesini istedi. Geyikli ve hilalli hanedan armasını da elbiseye işlemesini ve saraya teslim etmesini söyledi. Terzi çok paralar ve emek  harcayarak dört ayda muhteşem bir elbise dikti. Prense teslim etmek için bir araba kiralayıp yola düştü. Saray yolunda tanımadığı kalabalık caddelerden geçerken içi coşku doluydu. Burada ne mucizeler gerçekleşir diye düşündü. Koca koca binalar, üretitilen, alınıp, satılan şeyler, dünyanın dört bir yanından gelmiş insanlar, yoksullar bile yüce bir sahnede olduklarının farkındalar, gözlerini geleceğe dikmiş ve belli amaçlarla yürüyorlar diye düşündü. Sıra sıra ağaçlar ve fıskıyeler, arasında uzakta kubbeli sarayı görüyor, çok beğeniyor. En sonunda saraya ulaşmayı başarıyor.
Ama elbise sipariş emri olmadığından muhafızlar tarafından saraya alınmıyor. Elbiseyi teslim edemediğinden sarayın yakınlarında günlerce prensi bekliyor. Parası bitiyor, bir çok zorlukla karşılaşıyor. Sonunda elbiseyi bir sandığa koyup şehrin dışında bir yerde gömüyor. Daha sonra prensle karşılaşıyor ama prens onu unutmuş ve terziye inanmayıp, dışarı attırıyor. Prensin ahbabı Süleyman bey ise terziyi tanıyor ve elbiseyi satın alacağını söylüyor. Süleyman bey ve terzi elbiseyi almaya gittiklerinde, elbisenin gömülü olduğu yerde bir kazı çalışması yapıldığını görüyorlar. Köylülerin bu kazıda paha biçilmez ipek bir elbise buldukları ve yedi milyon liraya Fransız müzesine sattıklarını ve hazinenin devamını bulmak için kazı yaptıklarını  öğreniyorlar.  Terzi bu gelişmelere çok üzülüyor.

Ülke Yenileme Günü yapılan şenlikte derdini Krala anlatıyor. Kralın canı oğlunun yaptıklarına çok sıkılıyor, emin olmak için terziden bir hikaye anlatmasını istiyor ve anlatılandan terzinin suçsuz olduğunu anlıyor.  Ona talep ettiği ödemeyi yapıyor, sıkıntılarını gideriyor ve köyüne git hayatına devam et diyor.

Terzi Mustafa aslında sokaklarına hatıraların zehri bulaşmış bu şehirden girmeye can atıyordu. Ancak köye dönmekte istemiyordu. Köy, artık kafasını doldurmakta olan düşünceleri alamayacak kadart küçük görünüyordu gözüne. Sonunda bir sahil kasabasına yerleşiyor. Denizcilere üniforma dikerek geçimini sağlıyor. 



İKİNCİ HİKAYE HAFIZA EDİTÖRÜ -IŞIN GÜNER TUZCULAR 

Bir arayış öyküsü bence ve kitapta en çok sevdiğim öykülerden biri.  Başarılı bir borsacının üç oğlu var, oğlanların ikisi sosyal konumlarına göre haraket ediyor, ileride başarılı iş adamı olabilecek kararlar alıyorlar ama üçüncü çocuk, Thomas sıradışı. Zamanını tarih kitapları okumakla geçiriyor, para kazanmakla ilgili bir eğitim almayı da düşünmüyor.  Kütüphanede kör bir kadınla karşılaşıyor o Thomas'a bir kehanet söylüyor.

"ömrünü geçmişin diyarlarında geçireceksin, 
zamana ayak uydurmayı hiç beceremiyeceksin, 
ama servetin babanınkini kat kat aşacak, 
gizemli maadenlerden çıkarılmış cevherlerden bir dağ olacak" 

Bir akşam aile yemeğinde babanın işiyle alakalı bir başarısını kutlarlarken, oğlanlarla da gelecek planları tartışılıyor tabii bu arada, bir tartışma çıkıyor aralarında. Baba Thomas'ı evden kovuyor. O da evden birkaç parça eşya bir de fotoğraf makinesi alıp, ayrılıyor. Sağda solda amaçsız dolaşırke bir kadınla tanışıyor. KAdın Thomas'ı bir araştırma şirketinde işe alıyor. 

Yapılan araştırmalar göstermiş ki, insanların hafıza belleklerinde geçmişe nazaran bir zayıflama söz konusuymuş. Bu durumun giderek artacağı öngörülüyormuş. Zaman içerisinde insanlar tüm anılarını kaybedecekler yani araştırmalara göre. Tabii kapitalist çağda bunu da paraya çevirmenin yolları aranmış, bulunmuş. İnsanlara daha sonra anılarını satmak üzere bir şirket kurulmuş. Thomas da bu şirket adına anıları topluyor, tasnif ediyor ve insanların hatırlamak istemeyecekleri kötü anıları ayıklıyor. "bir dolabın içinde kalmış kanatlı hamamböcekleri gibi deli deli uçan yüzlerce yeni hatırayla dolmuş ve sersemlemiş" bir şekilde çalışıyor. Kendisini hatılalardan ayrı tutamıyor, hatıralar içine yerleşiyor. "Hatıralar gündüz içine kök salıp büyümeye başlıyor, geceleri ise irkitici, korkunç kabuslar olarak infilak ediyorlar "  Sonra üzücü anılar silinmeye başlıyor.  Ama bir kızın ilk aşk anılarını silerken düşünüyor Thomas, o anın kız için önemini, üzücü de olsa önemini. "Heryerde  dümdüz olmuş ölü hatıralar vardı, sanki bir haşere katliyamı yaşanmış gibiydi."

İnsanlar anılarını kaybedince süpheci, boş yaratıklara dönüşüyorlar, daha sonra şirket onlara "mutlu" anılar satarak çok para kazanıyor. Babası ve kardeşleri anılarını almak için şirkete geliyorlar, Thomas'ın ailelerinden biri olduğuna inanmıyorlar ve Thomas'ı dövüyorlar.

Thomas sonunda yaşlı kör kadınla birlikte bir hastane odasında, ölüyor. Kadına hayal ettiğim gibi olmadı hiç bir şey diyor.

Kadın yanıtlıyor 
" Bir yük beygirine ihtiyaç vardı. Hatıralarına bu dar geçitten güvenle geçirebilmek için. Bu kez sana denk geldi beygirlik görevi. Başkasıda olabilirdi. Ama olmadı "

Hikayenin Olay Örgüsü :

Kurgu türü Gerçekçi olmayan Kurgu : Büyülü gerçekçilik

Giriş : Londra’da zengin Borsacı bir babanın 3 oğlundan biri Thomas ve sadece Tarih’e tutku duyuyor, ailesi tarafından aklıhavada olarak düşünülüyor.
Kütüphanede tarih kitabı okuyan Thomas’ın yanına yaşlı aykırı bir kadın aniden geliyor. Kafasını karıştıracak şeyler konuşmalar yapıyor. 38.sayfa.. bu provoke edici olay…

Gelişme : Babasının iş yemeği, kardeşleri amaçlarını anlatıyorlar, o zengin olacağını söylüyor, aile arasında tartışma çıkıyor, babası onu evden kovuyor.

Zirve : Tek başınan kalan Thomas fotoğraf çekerken bir kadına raslıyor, iş teklifi alıyor. İnsanların anılarını toplayıp, yeniden şekillendirecek, mutsuz anıları çıkarıp, onlara geri satacaklar..

Çözülme: Thomas gece gündüz anılarla uğraşıyor,  bir çok insanın anısı başkası ile iç içe.. birini silince, öteki etkileniyor aslında.. Thomas sildikçe anılar, hayatlar ölüyor. Hafızasız bir çok kişi çıkıyor ortaya..

Sonuç :  babası  anılarını kaybetmiş, Thomas’ın yanına geliyor,  Thomas para karşılığı hatıra satıyor ona, adam Thomas’In oğlu olduğuna inanmıyor. Kavga.. Thomas hastanelik.. Yaşlı kadınla aynı odada.. Yük beygiri ve ölüm..

Facebook, Instagram tüm sosyal medya yaşadıklarımızı çarpıtıyor. Gerçek göreceli oldu. Tarih kitapları yeniden yazılıyor, Kentsel dönüşümler, markaların bize fısıldadıkları.. Gerçek anılarımız hangisi, hangisi bize dayatılan anılar hiç bilmiyoruz.  


RANA DASGUPTA İLE YAZIŞMAMIZ:

Kitapta Türkiye ile ilgili iki hikaye vardı. Kitabı okurken yazar Türkiye'yi iyi tanıyan biri intibaı verdi bize.

Istanbul Hatırası Hikayesinde “Büyük İstanbul şehrinde, Süleymaniye Camii’nin etrafındaki huzurlu türbelerin yakınlarında, hem şehir halkının hem de turistlerin epeyce rağbet ettiği Kapalıçarşı’ya uzak denemeyecek bir mesafede Laleli diye bir yer vardır. Başka ülkelerden tüccarlar gelip buradan giysi alır, götürüp kendi memleketlerinde satar. Buraya hızlı adımlarla ve çok çalışan insanlara özgü incecik bedenleriyle ulaşan kadınlar, obez vücutlar ve kıpkırmızı yanaklarla ayrılır, çünkü valizlerini alabileceğinin azamisi ile doldurduktan sonra bir düzine yeni gömlek ve bluzu, üzerine de kat kat yakası kürklü ceketi giyip öyle düşmüşlerdir dönüş yoluna. İstanbul’da -tabii Ankara’da ve İzmir’de de- Türk erkekleri ve kadınları gözden ırak atölyelerde kendi zevkleri için fazla barok kaçan, Moskova, Sofya ve Minsk’in gözde barlarında ve klasik kokteyl partilerinde giyilen kürk ve deri giysiler diker. İşte o giysiler, tecrübeli yabancı tüccarın her inceliği bilen gözlerine takılsın diye sıra sıra Laleli dükkânlarının camekânlarına getirilip asılır...”  böyle canlı bir Laleli tasviri yapan yazara Türkiye'ye ilgisini sorduk.

Yazardan gelen mesajın Türkçe'ye çevirisi  

"Nazik mesajın için teşekkür ederim Işın, Dünyadaki en sevdiğim şehirlerden biri olan İstanbul'u ziyaret ettim. Nazik Türk arkadaşlarım muhteşem ülkenizin tarihini ve kültürünü öğrenmem için çok yardım ettiler. Hikayelerimin size bir anlam ifade etmesine çok sevindim ! Türkiye için bu zor zamanlarda size iyilikler diliyorum. Selamlar Rana."






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kör Burun - Hikmet Hükümenoğlu

Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun romanı, Mürekkep Yürekler buluşmamızda uzun uzun konuştuğumuz, her okurda farklı izler bırakan, katmanlı ve düşündürücü bir metin. Türkiye’nin yaklaşık 1950’lerden 1990’lara uzanan bir dönemini, Körburun adlı kurgusal  bir adada geçen  roman; bireysel hikâyelerle toplumsal dönüşümleri iç içe geçirerek hem karakterlerin hem de okurun kendi geçmişiyle yüzleşmesine alan açıyor. Roman, siyasal gelişmelerin karakterlerin hayatlarını belirlediği bir atmosfer sunsa da, doğrudan politik bir tartışma yürütme ya da tarihsel bir yargı koyma amacı taşımıyor. Aksine, toplumsal olayların bireylerin iç dünyasında bıraktığı izleri, “nesilden nesile geçen tortu”yu ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını anlatıyor. Zaman, hafıza ve dönüşüm Körburun ’un en belirgin temalarından biri zamanın dönüştürücü gücü. Romanda geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmaz; duygular, travmalar ve ilişkiler yıllar sonra bile yeniden filizlenir. Kitapta altını çizdiğimiz şu cü...

Zamir Toplantısı - Erhan Çıpa

  Sevgili   Neslihan arkadaşlarımın kitap kulübü için buluştukları mekânın ismi ‘İstanbul Sanat Kafe’ Onların yöntemlerini sana aktarmak için çıktığım bu yolculukta üst üte tesadüfler gelişiyor, sokağın adı “ Mektupçu Sokağı ” olduğundan anlatım dili olarak bu yönteme başvuruyorum. Yine tesadüf olarak sizin tartıştığınız Hakan  Günday’ ın ZAMİR kitabını seçmişler,-önce izin isteyip-kenara ilişiyorum. Erdinç ağabeyimin geçmiş zamanda doğum günümde bana hediye ettiği  Hakan Günday  kitabının-ismini bile unuttum-kapağını dahi açmadığım için suçluluk duyuyorum. Sağ olsun bir arkadaş kendi kitabını veriyor, ben kitabın sayfaları arasında gezinirken yanıma yanaşan kedicikle farklı türden duygular yaşamaya başlıyorum. Hakan Günday  sinema sanatına olan özel ilgisiyle, -belki de dizi senaryosu yazdığından- kitaba öylesi bir hızlı giriş yapıyor ki ilk sayfaları okuyan birinin kitabı elinden bırakması imkânsız. Işın Hanım -önceden sorduğum soruya karşılık olarak-“Biz...

Çivisi Çıkmış Dünya

Çivisi Çıkmış Dünya  Orjinal isim: Le Dereglement Du Monde Yazarı  : Amin Maalouf Tür :   Deneme Sayfa Sayısı: 216 Baskı Yılı: 2016 Dili: Türkçe Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları  Kültürü diğerleri gibi bir alan olarak ya da belli bir insan kategorisi için yaşamı güzelleştirmenin bir yolu olarak görmek, hangi yüzyılda olduğumuzu, hangi binyılda olduğumuzu şaşırmak demektir. Bugün, kültüre düşen rol, çağdaşlarımıza hayatta kalmalarını sağlayacak entelektüel ve manevi araçları sağlamaktır, başka bir şey değildir. Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Çivisi Çıkmış Dünya : Gazete yığınına işaret ederek "Hangisine inanacağız?" diye sormuştum ona bir gün. Gazetesinden başını kaldırmadan bana şöyle yanıt vermişti: "Hiçbirine ve hepsine. Hiçbiri sana bütün gerçeği aktarmaz, ama her biri kendi gerçeğini yansıtır. Hepsini okursan eğer ve ayırt etme yetisine sahipsen, işin özünü anlarsın." Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf Amin Maalouf’un 2...